<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855</id><updated>2012-01-03T23:42:12.565-08:00</updated><category term='fotoğraf'/><title type='text'>Gerçek Zamanlı Sanal Mekanlı</title><subtitle type='html'>hayatın içinden sanat, sanatın içinden hayat</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>17</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-2470758540677147353</id><published>2012-01-03T23:42:00.000-08:00</published><updated>2012-01-03T23:42:12.574-08:00</updated><title type='text'>İnternet Özgürleştirir</title><content type='html'>&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;İnternet kültürünün topluma zararları tartışıladursun, sanal diyerek bir kenara ittiğimiz bazı şeylerin özümüzle kurduğu bağlar da var.&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;İnternetin gün geçtikçe artan kullanımının toplum hayatına etkisi hâlâ birçok farklı tartışmaya konu oluyor. Bir yandan internetin aşırı kullanımının bireyin toplum hayatındaki olumsuz etkilerini konu alan tartışmalar sürerken diğer yandan internetin hem bir özgürlük hem de direniş alanı olarak kullanımı artıyor. İnternetin, insanların bu alanları üretmesini sağlayan özelliklerinden biri de kültür ürünlerinin hiyerarşik olmayan bir üretim ve paylaşım ortamında dolaşıma girmesi. Bu üretim ve paylaşım ortamı insanoğlunun çok eskilerden gelen kolektif kültür üretimi alışkanlığını yeniden kazanmasını sağlıyor. Bir süreden beri sadece tüketime dayalı olan popüler kültür, bundan yüzyıllarca önce de olduğu gibi halkın elinde yeniden şekillenmeye başlıyor. Anadolu geleneklerinde özellikle sözlü edebiyat alanında görülen bu kolektif üretim biçimi internette open culture (açık kültür) adıyla uzun zamandır yayılıyor. Hem Türkiye’de hem de dünyanın geneline bakıldığında halk edebiyatı ve halk sanatları merkezi bir otoritenin örgütlenmesinden çok doğal bir yolla; kulaktan kulağa veya usta çırak ilişkileriyle yayılmış. Halk ozanları ve destanlar bu kolektif üretimin ve toplumsal bilincin bir parçası.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;&lt;br /&gt;KÖROĞLU EFSANESİ&lt;br /&gt;Anadolu’nun en bilinen efsanelerinden biri olan Köroğlu Destanı 16. yüzyılda yaşayan Ruşen Ali’nin dilden dile anlatılan efsanevi hayatını konu alır. Bolu’nun Dörtdivan ilçesinde geçen hikâyeye göre Ruşen Ali’nin babası Bolu Beyi’nin yaveridir. Bir gün Bolu Bey’i Ruşen Ali’nin babası Yusuf’tan çok güzel bir at ister. Bunun üzerine Yusuf araştırır, soruşturur ve ileride çok güzel bir at olacağına inandığı iki zayıf tay ile Bolu Beyi’nin karşısına çıkar. Duruma öfkelenen Bolu Beyi Yusuf’un gözlerini mimletir ve Yusuf kör olur. Köroğlu’nun adı da buradan gelir. Babasının intikamını almaya gelen Köroğlu ise dağlara çıkar ve Bolu Beyi’nin zalimliklerine ve haksızlıklarına karşı mücadele eder. Dünyaca ünlü Robin Hood hikâyesinde olduğu gibi Köroğlu da zenginden alıp fakire veren bir kanun kaçağıdır. Kullandığı yöntemler her ne kadar örnek alınacak davranışlar olmasa da halk için hâlâ bir özgürlük sembolüdür Köroğlu. Hikâyesi ise yıllar boyunca dilden dile anlatılarak bir destana dönüşür. Mesela Bingöl dağlarında içtiği üç köpüklü sudan sonsuz yaşam, yiğitlik ve şairlik yeteneklerini kazanması, muhtemelen Köroğlu’nu özel bir yere koyan halkın zamanla hikâyeye kattığı bir bölümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AÇIK KÜLTÜR&lt;br /&gt;Günümüzde özellikle sosyal medyanın da yaygınlaşmasıyla kültürel ürünler rahatlıkla paylaşılıyor, değiştiriliyor ve yeniden üretiliyor. Dijitalleşmenin sağladığı bu olanaklar günümüzde hem kültürel tekelleşmeye hem de kültürün ticarileşmesine karşı alternatif oluşturuyor. Köroğlu örneğinde olduğu gibi toplum içinde bulunduğu döneme uygun bir biçimde kendi kültürünü üretiyor. Bunda hem dışarıdan aldığı verileri kullanıyor hem de kendi üretme yeteneğini katıyor. Örneğin günümüzde mutlaka bir yerlerden duyduğumuz ve sıklıkla kullanılan kalıplardan bir tanesi olan, tüfek icat oldu mertlik bozuldu sözü Köroğlu destanından geliyor. Hikâyede delikli demir olarak adı geçen ve mertliği bozan tüfek, Köroğlu’nun da mücadelesine son vermesine neden olan şeydir. Fakat destan o kadar çok anlatılmıştır ki hikâyenin birden çok farklı sonu vardır. İki genç sanatçı olan Aslı Narin ve Murat Durusoy’un projesi My Art Versus Yours (Benim Sanatım Seninkine Karşı) 2009 ve 2010 yıllarında, bir şekilde bu toplumsal bilince işaret ediyor. Projede sanatçılar kendi ürettikleri veya hazır bir imgeyi dijital olarak işleyerek yeniden üretip myartversusyours.blogspot.com adresine yüklüyorlar. Böylece birbirlerinin ürettiklerine müdahalede bulunarak ortak bir estetik dil bulmaya çalışıyorlar veya çoğulcu bir estetik anlayışı ortaya koyuyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.anadolujet.com/images/skylife/12-2011/2977/108_29770002_r.jpg" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img src="http://www.anadolujet.com/images/skylife/12-2011/2977/o_108_29770002_r.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="color: #990000;"&gt;Murat ve Aslı'nın işleri böyle başlıyor.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.anadolujet.com/images/skylife/12-2011/2977/108_29770012.jpg" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img src="http://www.anadolujet.com/images/skylife/12-2011/2977/o_108_29770012.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;böyle bitiyor.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;Açık kültüre ve toplumsal bilinçlenmeye yönelik çalışan başka bir akademisyen ve sanatçı ise Burak Arıkan. Arıkan, ağ haritalama işleriyle toplumu yakından ve derinden ilgilendiren olaylarla ilgili haritalar çıkararak bunları hem görselleştirerek estetik bir dil oluşturuyor hem de bir anlamda sosyal sorumluluğa katkıda bulunuyor. En son İstanbul Arter’deki İkinci Sergi’de Beraber Sergi Yapmış Sanatçılar Ağı işi sergilenen Arıkan genelde Sivil Toplum Kuruluşları ile çalışıyor. Arıkan’ın ağ haritalama işlerindeki en önemli nokta ise gelişen teknoloji ve yazılımlar sayesinde daha şeffaf bir toplum oluşturma çabası.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.anadolujet.com/images/skylife/12-2011/2977/108_2977kultur%284%29.jpg" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img src="http://www.anadolujet.com/images/skylife/12-2011/2977/o_108_2977kultur%284%29.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;Burak Arıkan'ın işinden bir detay.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;İnternetin ve paylaşım kültürünün yayılması, kültür üretimini ciddi oranda topluma geri kazandırmış gibi gözüküyor. Bu sayede kültür, tüketilen bir ürün olmaktan çıkıp kendi kendine evrilen ve gerçekten kitlenin ürettiği bir olgu haline geliyor. Daha özgür bir dolaşım sağlayan bu sisteme destek veren herkes ise yaşanan güncel Köroğlu hikâyesinin birer parçası oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ALTERNATİF TELİF HAKLARI&lt;br /&gt;Günümüz sanatçılarının bir kısmı hem kendi eserlerinin kullanım haklarını hem de toplum tarafından yeniden üretilmesini veya değiştirilmesini ciddi olarak kısıtlayan telif ve fikri mülkiyet haklarının en bilineni Copyright yerine Creative Commons veya Art Libre olarak da bilinen Copyleft lisanslarını tercih ediyor. Bu iki lisans da bir özgür yazılım olan GNU’nun, gelişmesine katkıda bulunduğu lisanslar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DÜNYANIN İLK ORTAK CÜMLESİ&lt;br /&gt;Toplumsal kültür üretimine örnek verilebilecek ve internet ortamında gerçekleştirilen ilk işlerden biri 1994 yılında Douglas Davis tarafından gerçekleştirilen The World’s First Collaborative Sentence (Dünyanın İlk Ortak Cümlesi) işi. Cümlenin oluşması için sadece gerekli alt yapıyı oluşturan Davis daha sonra sadece web sayfasını ziyaret eden gezginlerin cümleye ekledikleriyle Dünyanın İlk Ortak Cümlesi’nin oluşmasını sağladı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt;&lt;span style="color: #990000; font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;AnadoluJet Magazin (Aralık 2011) &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-2470758540677147353?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/2470758540677147353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=2470758540677147353' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/2470758540677147353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/2470758540677147353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2012/01/internet-ozgurlestirir.html' title='İnternet Özgürleştirir'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-1817341041240734984</id><published>2012-01-03T23:34:00.000-08:00</published><updated>2012-01-03T23:34:13.275-08:00</updated><title type='text'>Geleceği Bugünden Bilmek</title><content type='html'>&lt;i style="color: #990000;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;GELECEK KAYGISI ŞÜPHESİZ Kİ İNSANIN VE TOPLUMLARIN YAŞAMLARINI ORGANİZE EDERKEN ZİHİNLERİNİ EN ÇOK MEŞGUL EDEN OLGULARDAN BİRİ.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: #990000; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt; &lt;/i&gt;Profesör David Passig İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren akademik bir çalışma alanı olan fütürizm konusunda Dünya’nın önde gelen uzmanlarından. Geçtiğimiz aylarda Türkçe baskısı yapılan kitabı 2050’de Türkiye önemli bir yer tutuyor. Bu arada, Passig’in İbranice yazdığı kitap dünyada ilk olarak Türkçe’ye çevrildi. Passig’e kitabı nasıl yazdığını ve gelecek çalışmaları ile ilgili sorular sorduk.&lt;/span&gt;&lt;span style="color: #990000; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="color: #990000; margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.thy.com/images/skylife/12-2011/2941/107_2941FUTUREOF%281%29.jpg" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img src="http://www.thy.com/images/skylife/12-2011/2941/o_107_2941FUTUREOF%281%29.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;İtiraf ediyorum hepsini bitirmedim.&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;Gelecek tahmini yaparken nasıl bir metot kullanıyorsunuz?&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Aslında gelecek tahmini yaparken kullandığım birçok farklı yöntem var ama bunları dört ana grupta toplamak mümkün. Bunlardan ilki neredeyse yüzde 75 oranında doğru çıkacak kadar hassas. Bu gruba giren yöntemlerde bir çok farklı değişken oldukça detaylı hesaplanıyor. İkinci bir grup ise mevcut trendlerden yola çıkarak hesaplanıyor ve daha yakın geleceği tahmin etmekte kullanıyor. Bu gruba giren gelecek tahminlerinin doğruluk payı ise yüzde 50’ye kadar çıkabiliyor. Bir diğer yöntem grubu ise wild card (joker) gelecekler. Tahmin edilmesi zor veya düşük ihtimalli olayların da analiz edildiği bu grubun doğruluk oranı yüzde 30 kadar. Kullandığımız bir diğer yöntem grubu ise tercih edilir gelecekleri tahmin etmekte kullanıyor ve en düşük doğruluk payı ise maalesef bu grupta. Bizim yaptığımız iş kehanet olmadığı için her zaman bir hata payı bırakmak gerekiyor. Ben kitabımda yazdıklarımın da kesinlikle doğru olduğunu savunmuyorum fakat uzun süre ciddi bilimsel çalışmalar sonucu vardığım sonuçlar bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;İsrail’de öğretim görevlisi olduğununuz Bar-Ilan Üniversitesi’deki Sanal Gerçeklik Laboratuvarları’nda ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Sanal gerçeklik fütürist çalışmaların vazgeçilmez bir parçası. İdrak kabiliyetini artıyor. İnsanların IQ’sunu yüzde 17’ye kadar geliştirebiliyor. Sanal gerçeklik sayesinde insanların IQ’sunu kullanarak idrak ve analiz kabiliyetlerinin gelişmesini hızlandırabiliyoruz. Günümüzde gelişen teknoloji toplumda ve bireylerde ciddi oranda korku üretiyor. Sanal Gerçeklik Laboratuvarları’nda güncel eğilimler, idrak kabiliyeti ve jeopolitik üzerine yoğunlaşıyoruz ve muhtemel gelecek senaryoları da üretiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Bilim-kurgu, genellikle teknolojinin toplumda yarattığı korkuyla ilgili eserler üreten bir tür. Sanatta, özellikle de bilimkurgu alanında hayal gücü önemli bir yer tutuyor. Fütürist çalışmalarda hayal gücü ne kadar önemli?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar bazı bilimkurgu eserleri muhtemel gelecekler konusunda önemli tespitler ortaya koysa da, fütürizmde hayal gücünden çok rasyonalite ön planda diyebilirim. Hayal gücü gelecek çalışmalarında güvenilir ve geçerli kabul edilmiyor. Örneğin evrimle ilgili bir gelecek öngörüsünde bir bilim-kurgu yazarı, insanların uçabilecek şekilde evrimleşeceğinin hayalini kurabilir fakat biyolojik olarak bunun bir geçerliliği ve güvenilirliği yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="color: #990000; margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.thy.com/images/skylife/12-2011/2941/107_2941FUTUREOF%283%29.jpg" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img src="http://www.thy.com/images/skylife/12-2011/2941/o_107_2941FUTUREOF%283%29.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;David Passig, omzum ve suratımın bir kısmı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Kitabınız genel olarak ülkelerin jeopolitik ve siyasi geleceği üzerinde duruyor. Az önce verdiğiniz örnekte olduğu gibi daha farklı alanlarda fütürist çalışmalar yapmak da mümkün mü?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Daha önce bahsettiğim metodolojilerle her türlü akademik çalışma alanı ile ilgili gelecek tahmini yapmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;Kitabınızda Türkiye’ye önemli bir yer vermişsiniz. Hatta Türk okuyucusuna özel yazdığınız bir giriş bölümü de mevcut. Türk okuyucularına özel bir tavsiyeniz var mı?&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Şu anda Türkiye’nin üzerinde kurulu olduğu topraklarda tarih boyunca gelmiş geçmiş bütün uygarlıklar, bölgedeki en güçlü ve kontrolü elinde bulunduran medeniyetler oldu. Doğu ve Batı arasında önemli bir geçiş noktası olan bu topraklar, üzerinde barındırdığı topluma özel bir görev veriyor ister istemez. Osmanlı’nın son döneminden Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerine kadar burası önemini yitirmiş gibi gözüküyordu. Fakat Türkiye son zamanlarda tarihteki hem ekonomik hem de siyasi olarak en önemli atılımını yapıyor. Kitabımda yazdığım girişte bahsettiğim gibi Türkiye kanında akan süper güç olma hissini yeniden yaşayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FÜTÜRİZM HAKKINDA&lt;br /&gt;Fütürizm, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkmış bir akademik çalışma alanı. İlk olarak askeri alanda ortaya çıkıyor. Bu alanda ortaya çıkmasının sebebi ise tabii ki orduların ve devletlerin ileriye yönelik stratejilerini biçimlendirme isteği. Ellerindeki istatistiki verileri matematiksel formüller ve çeşitli yazılımlarla analiz eden fütüristler geleceğe yönelik en muhtemel senaryoya göre toplumların, devletlerin ve orduların da kendilerini buna göre konumlandırmasını sağlıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;LİDERLERİN DANIŞMANI&lt;br /&gt;Profesör David Passig isimlerini gizli tuttuğu önemli Dünya liderlerinin ve çok uluslu şirketlerin de danışmanlığını yapıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;Skylife (Aralık 2011) &lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-1817341041240734984?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/1817341041240734984/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=1817341041240734984' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1817341041240734984'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1817341041240734984'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2012/01/gelecegi-bugunden-bilmek.html' title='Geleceği Bugünden Bilmek'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-5036488173056638551</id><published>2012-01-03T23:27:00.000-08:00</published><updated>2012-01-03T23:27:56.836-08:00</updated><title type='text'>Körfezden Dünyaya</title><content type='html'>&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&lt;br /&gt;SON YILLARA KADAR ADI SADECE PETROL VE LÜKS TÜKETİM YATIRIMLARIYLA ANILAN KÖRFEZ ÜLKELERİ, VICTORIA DÖNEMİNDEN BERİ MÜZELERE VE SANATA YAPILAN EN BÜYÜK YATIRIMI GERÇEKLEŞTİRİYORLAR.&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt; Asırlardır Avrupa’nın yön verdiği sanat tarihi ve sanat sahnesinde ezberbozan gelişmeler yaşanıyor. Artık Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi ülkelerden de dünyanın dört bir yanına güncel sanatın seyrini değiştirecek derecede önemli sanatçılar ve bu sanatçıların işleri yayılıyor. Orta Doğu’da güncel sanat alanındaki bu hareketlenme belki de güncel sanat alanında öncü sayılabilecek bir akıma dönüşecek ve gün geçtikçe Orta Doğulu sanatçıların isimleri daha fazla anılacak. Bu yeni nesil güncel sanatçılar hem Batı’nın Arap toplumlarına bakışını değiştirmek hem de kendi toplumlarını daha iyiye götürmek için mücadele veren öncüler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARAP MODERNLEŞMESİ&lt;br /&gt;Kuzey Afrika’dan Arabistan Yarımadası’na kadar uzanan Arap coğrafyasında aralarında Mısır, İran, Irak gibi ülkelerin de yer aldığı bazı ülkeler geçmişlerinden gelen bir sanatsal mirasa sahipler. Bazı ülkeler ise küresel sanat sahnesinde etkin roller üstlenmek amacıyla müzelere, son iki yüz yıl içinde görülmüş en büyük yatırımı yapıyorlar. Louvre ve Guggenheim gibi önemli müzelerin de aralarında bulunduğu otuzdan fazla müzenin inşası, Frank Gehry, Zaha Hadid ve Jean Nouvelle gibi mimarinin dünyada önde gelen isimlerinin yetenekli ellerinde şekilleniyor. Bu önemli atılımın bir sebebi de dünya siyaseti ve ekonomisinde ilk sıralarda yer alan ülkelerin dünya kültüründen de geri kalmamak istemeleri. Bu coğrafyadaki bazı ülkeler, kültür öncüsü olmak için sanata yatırım yapıyorlar. Ayrıca Arap sanat dünyasında sanatçıların inisiyatifiyle başlayan bir hareketlenme de söz konusu. Yeni nesil Arap sanatçılar özellikle 11 Eylül olaylarından sonra dünyaya sanatla açılmak, küresel iletişimi sanat ile kurmak istiyor. Hem bireysel hem de toplumsal olarak kimliklerini ürettikleri sanat eserleri ile temsil etmek; böylece Batı’da oluşan önyargıları aşarak kendilerinin de küreselleşen ve melezleşen dünya kültüründe yer aldığını kanıtlamak istiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAŞAYAN EN DEĞERLİ ARAP SANATÇI&lt;br /&gt;Geçtiğimiz nisan ayında Dubai’de, dünyanın en prestijli müzayede evlerinden Christie’s tarafından düzenlenen açık artırmada Suudi sanatçı Abdulnasser Gharem’in Message/Messenger adlı işi 842 bin 500 dolara alıcı buldu. Bu rakam Gharem’e, eseri en pahalıya satılan yaşayan Arap sanatçı unvanını kazandırdı. Fakat bundan da önemlisi, Gharem bu satıştan elde ettiği geliri Suudi Arabistan’da yetişecek yeni nesil sanatçı ve küratörlerin eğitimine ayırdı. Alaylı olarak tabir edilebilecek bir sanatçı olan Gharem resmi bir sanat eğitimi görmemiş ve bu yüzden eğitimli sanatçılara göre çok kısa zamanda çok daha yoğun ve zor bir dönem geçirmek zorunda kalmış. Kendisinden sonra gelen nesillerin de aynı zorlukları yaşamaması için eserinden elde ettiği geliri bağışlamaya karar vermiş.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="color: #990000; margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://www.thy.com/images/skylife/12-2011/2938/107_2938ARAP%283%29.jpg" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img src="http://www.thy.com/images/skylife/12-2011/2938/o_107_2938ARAP%283%29.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;Abdulbasser Gharem&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt; - Message Messenger&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;Gharem’in bazı eserleri 2010 yılında İstanbul Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında Edge Of Arabia’nın düzenlediği Transition sergisinde de yer almıştı. Edge Of Arabia aynı zamanda bu sene Dünya’nın en önemli sanat etkinliklerinden Venedik Bienali’nde ilk kez Future Of A Promise başlığı altında bir Pan-Arap sergisi düzenledi. Kasım ayında ise Contemporary İstanbul’a katılarak İstanbul’u bir kez daha ziyaret ettiler. Ocak’ta ise Cidde’de ilk halka açık sergilerini Edge Of Arabia Jeddah adıyla düzenleyecekler. Edge Of Arabia, İngiltere merkezli bir galeri ve genelde Suudi ve Körfez bölgesinden Arap sanatçılarla çalışıyor. Merkezinin konumu açısından da Arap güncel sanatının dünyaya açılmasında önemli bir rol oynuyor. Ayrıca Batı’da kurulmuş fakat Arap sanatını ve sanatçılarını destekleyen bir galeri olarak da Doğu ve Batı arasındaki fiziki ve siyasi sınırları ortadan kaldırmada önemli bir görev üstleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap güncel sanat dünyasındaki bu açılım henüz Türkiye’de koleksiyonerler, müzeler ve galerilerde pek yayılmamış olsa da Ege Of Arabia direktörü Stephen Stapleton Türk sanatseverinin samimiyetinden dolayı yakında Türkiye’de de güncel Arap sanatının yaygınlaşacağından şüphe duymadığını söylüyor. Orta Doğu’da ise şimdiden Art Dubai, dünyanın önde gelen sanat fuarları arasında. Christie’s tarafından düzenlenen müzayedelere dünyanın her yerinden koleksiyonerlerin ilgisi oldukça yoğun. Kim bilir belki yakında sadece dünyanın önemli finans merkezleri değil de kültür ve sanat merkezlerinden bazıları da Arap ülkeleri olacak. Görünen o ki çoktan bunun için büyük adımlar atılmış bile.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="color: #990000;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;,sans-serif; font-size: xx-small;"&gt;&lt;i&gt;Skylife (Aralık 2011)&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-5036488173056638551?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/5036488173056638551/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=5036488173056638551' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/5036488173056638551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/5036488173056638551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2012/01/korfezden-dunyaya.html' title='Körfezden Dünyaya'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-5996203400365631373</id><published>2011-01-04T11:15:00.000-08:00</published><updated>2011-01-10T09:15:07.197-08:00</updated><title type='text'>Bilgi Üniversitesi Porno Projesi Üzerine (tamamen tarafsız)</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;2010'un son &lt;a href="http://ahdiker.blogspot.com/2010/12/pornografi-temsil-ve-gundem.html"&gt;günlüksel blog'unu&lt;/a&gt; yazarken &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bilgi Üniversitesi'nde meydana gelen skandal olaylar hakkında&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; en ufak bir fikrim yoktu gerçekten. Nereden başlasam tam olarak bilemiyorum ama ilk olarak günlüksel blog'umda yazdığımı özetleyip kaldığım yerden devam etsem iyi olur herhalde. Porno'nun hangi toplumsal koşulların sonucu neyin "temsili" olarak ortaya çıktığına şöyle bir değinmiştim blog'umda. En nihayetinde porno dediğimiz cinsel simülasyon hiçbir şeyin yerini tutmayan boş bir eğlencedir ve olsa olsa boka bakmış bir toplumun ve toplumsal yapının temsili olabilir demiştim. Bilgi Üniversitesi'nde yaşanan bu durumu ise en azından bir kaç farklı açıdan incelemek gerektiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1. Proje&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu porno film projesini izlemedim ama filmi çeken öğrencinin röportajını okudum. Bir tasarım projesi olarak "amatörlüğü" tasarladığından bahsediyor. Amatör pornosu günümüzde oldukça yaygın ve herhangi bir özgünlüğü veya özelliği olmayan, porno endüstrisinin milyonlarca dolarlık bir yan kolu dışında bir şey değil. Bu durumu eleştirmek ya da alternatif bir yaklaşım geliştirmek adına bir çabadan kesinlikle bahsetmiyor öğrenci. Bir diğer yandan da "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;akademik özgürlüğün sınırlarını zorlamak istedim&lt;/span&gt;" gibi bir demeci var. İlla "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;akademik sınırları zorlayan bir alan olarak pornografi&lt;/span&gt;"yi seçecekse bunu vasat bir amatör pornosu çekmeden yapmanın da bir çok yolu var. Baudrillard günümüzde porno ya da pornografik olmayı hak edecek hiçbir şey kalmadığını söyler. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Çoktan pornokrafikleşmiş bir dünyada pornonun ne anlamı olabilir?"&lt;/span&gt; diye sorar. En azından bu bakış açısından yola çıkarak pornografiyi eleştirmek çok daha etkili olacaktır çünkü porno 19. yy'da olduğu gibi bir politik ve sınıfsal hiciv aracı olmaktan çıkalı çok uzun zaman oldu. Akademik özgürlük sınırlarını zorlamak niyetiyle yapılan sıradan bir projejle toplumsal bir eleştiri yapılabileceğine inanmıyorum. Zaten insanların cinsel arzularına ket vurmak için her fırsatta cinselliği kullanan ama bunu yaparken tamamen kendi doğallığından soyutlayıp sıradanlaştırarak yapan toplumsal bir yapıda bu mümkün olmayacaktır. Hatta muhafazakar kesimlerin ekmeğine çok da güzel yağ sürecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ki bu yazdıklarım filmi izlemeden tamamen öğrencinin röportajından çıkardıklarım. Okuduklarımdan çıkarımım konuya yaklaşımın oldukça yüzeysel olduğuydu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2. Medya&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Tamam, proje vasattı ya da değildi... Konu gündeme düştüğünden beri hiçbir haberi kaçırmadan takip etmeye çalışıyorum fakat akademik ortamda yapılmış bir çalışmanın medyaya nasıl yansıdığı konusunda hiç kimsenin mi aklında bir soru işareti yok. Üstelik gizli jürilerde notlanmış. Öğrencilere gösterilmemiş vs. Benim bu durumla ilgili gözümden kaçan bir kaç haber olmuştur belki diyip bu sefer de şunu soruyorum &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"basının yaptığı ne kadar etik?"&lt;/span&gt; Her konuda olduğu gibi bu konuda da hiçbir mutabakata varılmadan ve sorun çözülmeden aklımızdan silinip gidecek ya da kim vurduya gidecek yeni bir gündem. Bu ülkede illa pornografi tartışılacaksa adam gibi tartışılsın o zaman. Sadece tek bir olay üzerinden, kıt, kısır, kabız bir tartışma olmaması gerekir. Hatırlar mısınız bir zamanlar bir araştırma yapılmıştı ve çocuk pornografisine en çok ilginin olduğu ülkelerden bir tanesinin Türkiye olduğu açıklanmıştı? Bu da bir süre tartışıldı. Sonra ne oldu? Ben hatırlamıyorum, bilmiyorum. Her kafadan bir ses çıktı kısa bir süre sonra o kafalar kayboldular.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Ceza&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bilgi Üniversitesi bölüm başkanı dahil olmak üzere 3 öğretim görevlisinin okuldan atılması ve bölüme kilit vurulması da kabul edilecek bir şey değil. Bunu yapan ve izin verenlerin haklı ya da haksız olmasıyla uzaktan bile ilgisi olmayan bu eylem bir çözüm mü gerçekten? Zaten yasaklı ve sansürlü bir sistemde yaşadığımız için gittikçe daha hastalıklı bir topluma dönüşmüyor muyuz? Ne zaman akıl edeceğiz bu ekstrem hijyen ortamından kurtulduğumuzda daha doğal ve sağlıklı bir yaşam sürebileceğimizi? Bugün işinden ettiğin Üniversite'deki öğretim görevlisini, erişimi engellediğin websitesine giren vatandaşı, kitabını yaktığın yazarı yarın öldürecek misin? Bir dakika ya... Son dediğim yoksa yaşanmış bir şey mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik aklıma gelen ve sorgulanması ve tartışılması gerektiğini düşündüğüm ana başlıklar bu şekilde. Olaya çok daha geniş açıdan yaklaşılması gerektiğini düşünüyorum ben ve bunların da birbirleriyle olan girift yapısı üzerinden bir çözüme gidilmesi taraftarıyım. Tabii ki gündemden düşene kadar bu konu bir çözüme varılması mümkün değil. Belki de hiç değil ama en azından TV'de, basında hatta şaşırtıcı derecede Bilgi Üniversitesi'nde&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; bile tartışılan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; tek şey (neredeyse) işlerinden olan öğretim görevlileri ve bununla alkalı olarak akademik özgürlük ve bölümün kapatılması. Objektifimizi biraz genişletsek diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-5996203400365631373?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/5996203400365631373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=5996203400365631373' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/5996203400365631373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/5996203400365631373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2011/01/bilgi-universitesi-porno-projesi.html' title='Bilgi Üniversitesi Porno Projesi Üzerine (tamamen tarafsız)'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-8112137046569912001</id><published>2010-06-26T05:17:00.000-07:00</published><updated>2010-06-26T06:34:37.799-07:00</updated><title type='text'>Telifsiz Bir Dünya...</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-size:78%;" &gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Telif hakları ve temellük ile ilgili özellikle &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://en.wikipedia.org/wiki/RIAA" target="_blank"&gt;RIAA&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://en.wikipedia.org/wiki/MPAA" target="_blank"&gt;MPAA&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; gibi  kurumların özellikle Amerikan hükümeti üzerindeki yaptırımı ve rant  uğruna kendi çıkarlarına uygun &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://en.wikipedia.org/wiki/DMCA" target="_blank"&gt;DCMA&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://arstechnica.com/tech-policy/news/2010/04/acta-is-here.ars/" target="_blank"&gt;ACTA&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; gibi anlaşmaları kabul ettirebilmesi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;OSNews&lt;/span&gt;'te  çıkan 12 Mart 2010'da çıkan bir &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana;" href="http://www.osnews.com/story/23002/Obama_Sides_with_RIAA_MPAA_Backs_ACTA" target="_blank"&gt;haberde&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; çok açık bir şekilde belli oluyor. Haberde  özetle &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Obama&lt;/span&gt; Amerikan hükümetinin, mülkiyet haklarını savunmak ve  Amerikalı teknoloji ve endüstri şirketleri tarafından üretilen  teknolojinin daha ucuza üretilmesi ve dağıtılmasını engellemek için  çalışacağını belirtiyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;RIAA&lt;/span&gt; zamanında p2p ağlarda müzik paylaşan bir  çok kullanıcıya milyon dolarlık davalar açan (ve açmaya devam eden) bir  kurum ve sadece Amerika'da değil neredeyse bütün dünya'da müzik  endüstrisinin tekeli denilebilir. Ayrıca bu kurumların baskısıyla  çıkartılan yasalar sadece Birleşik Devletler içinde geçerli olması  gerekirken &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;DMCA&lt;/span&gt; 2001 yılında mülkiyet ve kullanım haklarını ihlal ettiği  gerekçesiyle Rusya'da çalışan &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold; font-style: italic;" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Dmitry_Sklyarov" target="_blank"&gt;Dmitry  Skylyarov&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;'u tutuklamış ve çalıştığı Rus firma &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Elcomsoft&lt;/span&gt;'a da dava  açmış.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Haberde de belirttiği gibi (özellikle Amerikalı) tüketiciler satın  aldıkları ürünlere tam anlamıyla sahip olmuş olmuyorlar. Amerikan  hükümetinde güç ve iktidar sahibi şirketler ve tüzel kişilikler  geliştirdikleri teknolojileri tescillemek adına vatandaşların haklarına  ve özgürlük alanlarına müdahalede bulunabiliyorlar. Bu yasaların sadece  Amerika içinde sınırlı kalmayacağı da Amerikan Başkanı Obama'nın  açıklamalarından açıkça gözlemlenebiliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;           &lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-size:78%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bundan üç yıl kadar önce &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;          &lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-size:78%;" &gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://last.fm/" target="_blank"&gt;last.fm&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;  Amerikalı medya kuruluşu &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;CBS&lt;/span&gt;'e satlıdığında iki önemli dedikodu gündemi  meşgul etti. Bunlardan bir tanesi &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;CBS&lt;/span&gt;'in &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://last.fm/" target="_blank"&gt;last.fm&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;'in sahip olduğu teknolojinin peşinde olduğu.  Bir diğeri ise &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;U2&lt;/span&gt;'nun geçen sene çıkan yeni albümünün resmi çıkış  tarihinden önce internette korsan olarak yayılması üzerine &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://last.fm/" target="_blank"&gt;last.fm&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;'de bu albümü dinlemiş  olan dinleyicilerin detaylı bilgilerini RIAA'yla paylaşması. &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://last.fm/" target="_blank"&gt;last.fm&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; de, CBS de bu  iddiaları yalanlasa da ortada belirsiz bir durum olduğu en azından &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://news.cnet.com/What-does-CBS-want-with-Last.fm/2100-1027_3-6187471.html" target="_blank"&gt;cnet&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://techcrunch.com/2009/02/20/did-lastfm-just-hand-over-user-listening-data-to-the-riaa/" target="_blank"&gt;TechCrunch&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; haber sitelerinde yayınlanan haberlerden  anlaşılabiliyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;TechCrunch&lt;/span&gt;'taki haberde, &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://last.fm/" target="_blank"&gt;last.fm&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; yetkilileri &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;RIAA&lt;/span&gt; ile bağlantıları red etse  de anlaşmalı olduğu ve web sitesinde yayın hakları ile ilgili anlaşması  bulunan plak şirketleriyle kullanıcıların gördüklerinden biraz daha  detaylalı bilgi paylaştıkarını kabul ediyorlar. Fakat IP adresleri ve  e-mail gibi spesifik bilgileri bu olay özelinde paylaşmadığını söylese  de bu bilgilere ulaşabildiğini ve bir şekilde kullandığını red etmiyor.  Öte yandan plak şirketleriyle paylaşılan bilgilerin yine plak şirketleri  tarafından nasıl kullanıldığına dair bir açıklama yapılmamış. Plak  şirketlerinin sahip olduğu &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://last.fm/" target="_blank"&gt;last.fm&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;  tarafından paylaşılan bilgileri RIAA ile paylaşması sonucu; web  sitesinin kendi veri tabanındaki kadar kolay olmasa da kaçak müzik  indiren ve dinleyen kullanıcıların tespit edilmesi için kullanılabilmesi  olanaksız değil. Bu konuda plak şirketleriyle paylaşılan bilgilerinin  kullanımıyla ilgili bir anlaşmaya yönelik bilgi bulunmuyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;cnet&lt;/span&gt;'teki haberdeyse &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;CBS&lt;/span&gt;'in &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;          &lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-size:78%;" &gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://last.fm/" target="_blank"&gt;last.fm&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;'in  sahip olduğu teknolojiyi kendi alt yapısına adapte etmek istediğine  dair bir iddia bulunuyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;TechCrunch&lt;/span&gt;'taki belirsizlik bu haberde de  hakim. Eğer &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;CBS&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://last.fm/" target="_blank"&gt;last.fm&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;'in  sahip olduğu teknolojiyi kendi alt yapısına adapte edecek olursa  &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;OSNews&lt;/span&gt;'de yayınlanan haberin sonundaki üzücü yorum gerçek olmaktan çok  uzak değil.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kasım 2009'da &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;          &lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-size:78%;" &gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://yenimedya.wordpress.com/2009/11/" target="_blank"&gt;Express&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;'te yayınlanan &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Koray Löker&lt;/span&gt;'in röportajında&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt; Burak Arıkan&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://last.fm/" target="_blank"&gt;last.fm&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;,  facebook vb. sitelerde kullanıcıların her eyleminin bir değer  yarattığına ve bu bilgilerin şirketlerle paylaşılmasının onların ticari  stratejilerini etkileyebileceğine değiniyor. Bu da ciddi bir kullanıcı  emeği sömürüsü olduğu gerçeğini ortaya çıkarıyor. Fakat sosyal ağlarda  bu sömürü (hemen hemen hiç kimse tarafından okunmayan) sanal kullanıcı  anlaşmalarıyla (Terms of Use vb.) meşrulaştırılıyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;CBS&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Microsoft&lt;/span&gt;  gibi şirketlerin son zamanlarda sosyal ağlara yaptıkları yatırımları,  oradan edindikleri malumatı pazarlayarak fazlasıyla çıkardıkları  söylenebilir. Üstelik bu tip yazılım, medya vb. endüstrilerin devleri  olan şirketler &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ACTA&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;DCMA&lt;/span&gt; gibi anlaşmaları da destekleyerek sosyal  ağlarda paylaşılabilecek içeriğin de denetimini sağlayabiliyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ACTA&lt;/span&gt; şimdilik Avrupa için bir tehdit olmasa da &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;USPTO&lt;/span&gt;'nun &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Amazon&lt;/span&gt;'un "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;         &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-size:78%;" &gt;&lt;a style="font-family: verdana;" href="http://www.osnews.com/story/22991/USPTO_Blunders_Once_More_Reconfirms_One-Click_Patent" target="_blank"&gt;tek tık sistemi&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;"nin patentini onaylaması diğer  e-ticaret siteleri için saçma bir yöntem izleme zorunluluğu doğuruyor.  Ayrıca &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ACTA&lt;/span&gt;'nın kabulu sınır memurlarına keyfi bir şekilde ABD'ye giriş  yapan herkesin yanında bulundurduğu elektronik aygıtlarının içeriğini  kontrol edebilme hakkı tanıdığı gibi, İnternet Servis Sağlayıcılarından  internet bağlantısının kesilmesine kadar birçok kişisel hak ve özgürlük  alanlarına açıkça müdahele edebilme hakkı tanıyor. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ACTA&lt;/span&gt; kapsamında  tartışılan korsana ve izinsiz kopyalama ve paylaşıma karşı alınabilecek  önlemler arasında, yazılabilir CD/DVD üretimini kısıtlamak ve  denetlemek, hatta bunlara kullanıcının haberi olmadan bilgisayara  yüklenecek casus yazılımlar yerleştirmek gibi uç noktada kabul edilecek  önlemler bulunuyor. Express'teki habere göre &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ACTA&lt;/span&gt;'ya dahil olan ülkeler  "suçu kanıtlanana kadar herkes masumdur" ilkesine sadık kalacağını  söylese de bu konuda bazı üzerinde konuşulan konular ve toplantıların  bir ay öncesine kadar şeffaflıktan uzak olması bazı şüpheler  uyandırıyor. &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana;" href="http://arstechnica.com/tech-policy/news/2010/04/acta-is-here.ars/" target="_blank"&gt;Bir ay önce açıklanan taslak&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; da ne yazık ki bu  şüpheleri geçirecek nitelikte değil.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Tabii ki aslında durum bu kadar karamsar değil. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;         &lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-size:78%;" &gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://creativecommons.org/" target="_blank"&gt;Creative Commons&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;,  &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://artlibre.org/licence/lal/en" target="_blank"&gt;Art Libre&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;,  &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://www.gnu.org/licenses/gpl.html" target="_blank"&gt;Free  Software Foundation&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; (&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;FSF&lt;/span&gt;) gibi bir çok kurum ve kuruluş lisans,  telif, mülkiyet hakkı vb. konularda daha adil ve yasal paylaşımların ve  kollektif bir bilinç oluşturmanın peşinde. Bu tarz daha yasal yollardan  uğraş veren kurumların yanında kültürel terörizm, siber terörizm,  hacktivism (hacking yoluyla aktivizm), onilne ve offline yollarla  gerilla eylemler düzenleyen daha çok korsan diye tabir edilebilecek  gruplar ve bireyler de mevcut. Bunlara örnek olarak &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://www.rtmark.com/" target="_blank"&gt;®™ark&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;, &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Heath Bunting&lt;/span&gt; (&lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://irational.org/" target="_blank"&gt;irational.org&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;), &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://affinityproject.org/home.html" target="_blank"&gt;Affinity  Project&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt; bunlardan bazıları. Ayrıca lisans davalarıyla başını beladan  kurtaramayan &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://thepiratebay.org/" target="_blank"&gt;The  Pirate Bay&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;, eskisi kadar olmasa da korsan dağıtım ve paylaşım  konusunda oldukça aktif bir web-sitesi. Çıkış noktaları farklı gözükse  de bence bu organizasyonlar, kişiler ve gruplar toplumda çok önemli bir  tetikleme sistemi oluşturuyorlar. Neo-liberal politika ve ekonomilerin  kendi içindeki çelişkilerden faydalanarak toplumsal kollektif  yaratıcılığı destekleyerek üretimin (ve aynı zamanda tüketimin) daha  demokratik ve eşitlikçi bir şekilde dağılmasını ve gelişmesini  sağlıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Özellikle Amerika'da anayasa ve hükümet tarafından "birey" olarak  kabul edilen ve korunan şirketler hiçbir ticari amacı olmadan çoğaltılan  ve dağıtılan ürünlerini korumak için oldukça saldırgan tavırlar  sergiliyorlar. Özellikle &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ACTA&lt;/span&gt; ve benzeri uluslararası anlaşmalarla  gerçek bireylerin mahremiyet haklarını ihlalini meşrulaştırma  çabasındalar. Bu eylemlerini gerçekleştirmekte de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;RIAA&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;MPAA&lt;/span&gt;'in  desteklediği &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;CBS&lt;/span&gt;'in &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;       &lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-size:78%;" &gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-weight: bold;" href="http://last.fm/" target="_blank"&gt;last.fm&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;'i  satın alması gibi gelişmeler istedikleri bilgileri elde etmelerini  kolaylaştırıyor. Yasalar tarafından korunan kendi mahremiyetleri onların  "mağdur" durumuna düşmesine neden oluyor. Bahsettiğim kişiler ve  gruplar bu tarz denetlemelere ve şirket baskısına karşı farklı  stratejilerle sosyal ağlar ya da internet aracılığıyla örgütleyici  ilişkiler kurarak sistemin içinde direniş alanları oluşturmaya  çalışıyorlar. Heath Bunting'in &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-style: italic;" href="http://www.irational.org/radio/radio_guide/" target="_blank"&gt;DIY  Net.Radio Guide&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;'ı, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt; ®™ark&lt;/span&gt;'ın &lt;/span&gt;&lt;a style="font-family: verdana; font-style: italic;" href="http://sniggle.net/barbie.php" target="_blank"&gt;Barbie Liberation Organization&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;'ı bu tarz direniş ve  tepkilere örnek oluşturacak eylemler. Böyle örgütlenmelerin yanında  daha kendinden ve otonom denilebilecek oldukça basit yöntemler de hem  şirketlerin hem de &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;RIAA&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;MPAA&lt;/span&gt; gibi kurumların korsan eylemleri ve  dosyaları takip etmesini zorlaştırabiliyor. Mesela mp3'lerin takibini  sağlayan ID3 tagları her kullanıcı tarafından rahatlıkla değiştirilerek  kolayca hacklenebilme imkanı sunuyor. Böylece hem internete upload  edilen dosyalar hem de sosyal paylaşım ağlarında paylaşılan bu  dosyaların kullanımı "suç" teşkil etmeyecek şekilde modifiye  edilebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda telif ile ilgili üretilmiş projeler arasında oldukça etkileyici bulduğum bir proje de &lt;a style="font-style: italic; font-weight: bold;" href="http://www.droplift.org/"&gt;The Droplift Project&lt;/a&gt;. Projenin nasıl işlediğini basitçe anlatmak gerekirse İngilizce'de "shoplifting" diye geçen olayın tam tersi. Yani bir mağazaya girip gizlice mağazadan birşey kaçırmak yerine mağaza gidip gizlice birşey brakarak mağazanın onu satmasını sağlıyorsunuz. Peki elinize ne geçiyor? Kimseye faydası yokmuş gibi gözüken bu olay aslında çok minik ama bence bir o kadar da önemli bir etki barındırıyor. Bilindiği gibi özellikle imge ve görseller üzerinden sanat piyasasında oldukça tartışılan bir mevzu, daha önce yapılmış işlerin kopyalanması, çoğaltılması, değiştirilerek yeniden kullanılması. Geriye dönüp baktığımızda &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Sherrie Levine&lt;/span&gt;'ın &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Walker Evans&lt;/span&gt;'ın fotoğraflarını bir sergisinin katalogundan fotoğraflayarak çoğalttığı ve &lt;a style="font-weight: bold; font-style: italic;" href="http://www.aftersherrielevine.com/"&gt;Michael Mandiberg&lt;/a&gt;'in ise bu işleri tarayıcıdan geçirip sanal ortama aktarıp dağıtması temellük ve otantisite ile ilgili algılarımızı iyice allak bullak eden işler. Ülkemizde ise &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Serkan Özkaya&lt;/span&gt;'nın bu tarz işlere yöneldiğini gözlemleyebiliyoruz. Fakat müzik piyasasında durum biraz daha farklı. Aslına bakılırsa Sanat gibi oldukça fazla miktarda paranın döndüğü ve çok ciddi rakamların gündemde olduğu bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ticari &lt;/span&gt;ortamda telif, lisans mevzuları bu kadar irdelenerek delik deşik edilebiliyorken müzik endüstrisinde kuralların bu kadar katı olması da enteresan. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Droplift Project&lt;/span&gt; işte tam burada devreye giriyor. Hazır nesnelerden üretilen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;sanat eserleri&lt;/span&gt; ile hazır seslerden (radyodan, televizyondan ve benzeri mecralardan kaydedilmiş) üretilmiş müzik arasındaki sınırı bulandırmanın yanında böyle müziklerden oluşan bir CD'yi büyük dağıtım noktalarına gizlice bırakarak bunların telif ile sıkı sıkı korunan ve buralara ürün veren hiçbir plak şirketinin kesinlikle kabul etmeyeceği bir ürünü satmalarını sağlıyor. Aslında bu yapılanın bir suç olmamasına rağmen (Telif yasasının adil kullanım hakları hükmüne göre) müzik endüstrisi yine de bu tarz işler için suç duyurusunda bulunabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence bu projenin diğer bir önemli yanı ise benim her zaman olumlu yönünden görmeye çalıştığım internetin toplumu demokratikleştirmesi ve yukarıda da belirttiğim gibi yaratıcılığı, örgütlenmeyi tetikleyerek daha eşitlikçi bir toplum yapısı oluşturabilme kapasitesinin ortaya çıkması. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;The Droplift Project&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;sadece CD'de eserleri bulunan sanatçıların değil CD'yi dağıtan dinleyen herkesin ortak bir projesi haline geliyor. Katılımcı sayısı arttıkça, daha çok mağazada kaçak CD satıldıkça, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;last.fm&lt;/span&gt;'de daha çok skroplandıkça telif yanlısı büyük şirketlerin ördüğü duvardan bir tuğla daha eksiliyor demektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-8112137046569912001?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/8112137046569912001/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=8112137046569912001' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/8112137046569912001'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/8112137046569912001'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2010/06/telifsiz-bir-dunya.html' title='Telifsiz Bir Dünya...'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-5457013848809251313</id><published>2010-01-21T13:14:00.000-08:00</published><updated>2010-01-21T18:01:46.179-08:00</updated><title type='text'>Korsanlık Teknolojik Bir Robin Hood'luktur ve Herkes Robin Hood'u Sever</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İnternet, günümüzde toplumsal yaşamı doğrudan etkileyen en önemli iletişim ağı. Birçok insan daha hızlı güncellenebilir olmasından dolayı gazete, televizyon ya da radyo gibi iletişim araçları yerine internetten haber almayı tercih ediyor. İnternet sadece haber almak değil bir bilgi kaynağı olarak da oldukça önemli bir hal almaya başladı. Örneğin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Wikipedia&lt;/span&gt; bir süredir akademik kaynak olarak kabul edilen bir websitesi. Geleneksel ansiklopedilerin günümüzdeki hızlı toplumsal ve teknolojik gelişmelere ayak uydurmasının olanaksızlığı göz önünde bulundurulacak olursa bu gelişmenin oldukça yerinde olduğunu anlamak mümkün. İnternetin sadece haber ve bilgi edinme alışkanlıklarımızı değil, sosyal ağlar sayesinde toplumsal ilişkilerimizi şekillendirmede de oldukça etkisi var. Ayrıca market alışverişinden lüks tüketime kadar her türlü alışveriş ihtiyacımızı giderebilecek bir mecra. İnternet ortamındaki tüm bu davranışlarımız belli bir "internet kültürü"nün oluşması için oldukça yeterli nedenler. Bu yüzden internet, tüketimin olduğu kadar kültürel üretimin de olduğu bir ortam. Tabi ki kapitalist sermayenin böyle bir fırsatı sömürmemesi olanaksız olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece emeğin sömürüsüne dayalı bir sistem olan kapitalizm internet kullanıcısının da emeğini sömürüyor. İnternet ortamındaki her hareketimiz dijital olarak kaydedilebiliyor ve belli bir kullanıcı profili oluşturuyor. Toplum belki ilk defa kitlesel üretime doğrudan katkıda bulunuyor fakat bu yine onun sömürülmesine neden oluyor. Kapitalizm tüketimciliği giderek körüklüyor. Öyle ki tüketim artık bir özgürlük değil zorunluluk haline gelmekte. Kapitalizm tüketimi zorunlu kılmasının yanında kendi üretim araçları dışındaki her türlü kültürel üretimi reddetmekte ve onu ortadan kaldırmak için elinden geleni yapmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapitalizm özellikle Ortaçağ Avrupası'nda Kilise'nin yaptığı gibi sermayeyi elinde tutmak için toplum üzerinde baskı ile iktidar kuruyor (ya da kurdurtuyor). Kilise kendi inanç sistemi dışında kalanları yok etmek için elinden geleni yaparken aynı şeyi Kapitalizm alternatif ekonomik sistemleri yok etmeye çalışarak yapıyor. Serbest piyasa ekonomisi adı altında meslekleri sınıflandırıp sınıf atlama rüyalarıyla insanların gözünü boyayarak sahte bir özgürlük dünyası yaratan kapitalizm, insanları ancak başkası için ya da daha da kötüsü "para" için çalıştırarak emeğini sömürmekte. Tabi ki bu arada medya ve reklamlar yardımıyla yarattığı dünyayla da, tüketerek insanların kendilerini daha özgür ve zengin olabilecekleri ilüzyonuna inandırmakta. Ortaçağ Avrupası'nda ise Kilise insanların ölümden sonraki yaşamla ilgili korkularını ve inançlarını sömürerek zenginleşmekteydi. Kapitalizm de Ortaçağ'da Kilisesinin yaptığı gibi kitleleri kontrol etmek için bilgi ve haber kaynaklarının hakimiyetini ellerinde bulunduruyor. Kapitalizm bunu medya ile yaparken Ortaçağ'daki en büyük ve kapsamlı kütüphaneler genellikle manastırlarda bulunuyor ve genelde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;clerisy &lt;/span&gt;haricinde kimseye açılmıyordu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Burke, 2000)&lt;/span&gt;. Fakat bilgi paylaşımının demokratikleşismesiyle Kilise'nin de Kapitalizm'in de sağladığı iktidar sallanmaya başladı. Fakat iki sistem de kendi propangandasını yapmak için sanatı kullandılar (ki Kapitalizm hala kullanmakta). Üstelik kapitalizmde sanat sadece medya aracılığıyla ehlilleştirilen bir alan olmakla kalmayıp dev küresel şirketlerin, özel girişimlerin desteğiyle yeni bir pazar haline gelmektedir. Kapitalizmin tüketim zorunluluğu her zamankinden daha da kültürel bir hal almaya başlamıştır; sadece maddi ürünlerin değil "imgelerin, seslerin ve sözcüklerin de satışını kapsamaktadır" &lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Stallabrass, 2004)&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanç, toplumları kontrol etmek için neden bir iktidar aracı olmamalıysa; insanın vicdani özgürlüğüne bırakılmalıysa; tüketim de aynı şekilde olmalı. Tarih boyunca her türlü baskıcı sistemin toplumdan tepki aldığını gözlemlemek mümkün. Bu tepkiler zaman zaman yasadışı olabilir hatta ilk Fransız Devriminde olduğu gibi kendi karşıt hareketini yaratacak kadar ileri gidebilirler. Bir baskıcı sistem yerine yenisini getirmek gerçek bir çözüm değildir. Bir toplumda iktidar aracı tek bir inanç sisteminin kabul edilmesi farklı inançlara sahip insanların dışlanmasına neden oluyorsa; iktidar tarafından bu insanlar görünmez oluyorlarsa; bu azınlıkların, ya da toplulukların haklarını yasadışı yollarla aramaları kaçınılmazdır. Böyle bir durumda bu topluluğun eylemleri suç değil bir özgürlük mücadelesidir. Nitekim Kapitalizmde de benzer bir durum gözlemek mümkündür. Toplumların tarih boyunca savaşlar ve göçler sebebiyle içiçe geçmesinden dolayı belli bir coğrafyada orada yaşayan toplumun tamamının tek bir inanç sistemine bağlı olmasını beklemek nasıl ütopik bir düşünceyse gelişen teknoloji ve iletişim araçları ile birçok farklı üretim ve tüketim olanağı olan bir dünyada tek bir üretim ve tüketim sisteminin bütün toplum tarafından kabullenilmesini beklemek aynı derecede hayalidir (üstelik sadece belli bir coğrafyada değil bütün dünya genelinde).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim 2007'de Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Komisyonu, İsviçre ve Japonya &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sahteciliğe Karşı Ticaret Anlaşması&lt;/span&gt; (ACTA) üzerinde görüşmelere başlayacaklarını açıklamışlardır. Daha sonra bu görüşmelere Avustralya, Kanada, Meksika, Ürdün gibi ülkelerin yanında AB de dahil oldu. Fakat kapalı kapılar ardında yapılan bu görüşmeler ve 2010 yılında bütün dünyada yürürlüğe girmesi planlanın yasa tasarısı konusunda kamu oyu çok sınırlı bir şekilde bilgilendiriliyor. Görüşmelere katılan bir diğer kesim ise müzik, sinema, yazılım donanım endüstrisi ile internet ve donanım dünyasının büyük isimleri. Bu görüşmeler sonucunda çıkarılacak yasa ile Ticari amaçlar dışında her türlü paylaşımın internet kullanıcılarının başları belaya girebilir. Daha korkutucu olan ise boş CD ve DVD ithalatında çeşitli sınırlamalara gidilmesi, bunlara takip kodu eklenmesi hatta kullanıcının haberi olmadan bilgisayarına casus yazılım yüklenme ihtimali bile söz konusu olabilir &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0); font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;(Express, Kasım 2009)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;. Bu şekilde baskıcı hatta totaliter denilebilecek uygulamalara karşı insanlara internet bir direniş alanı da sunabilir. Buna örnek olarak ise Etoy'un yaklaşık 10 sene kadar önce eToys şirketine karşı kazandığı hukuki savaş örnek gösterilebilir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Tribe &amp;amp; Jana, 2006)&lt;/span&gt;. Kapitalizmin tüketme baskısının mantık sınırlarını zorladığı böyle bir ortamda "korsan" bir suç olmaktan çıkıp bir özgürlük mücadelesine dönüşmekte. Tabii ki bu mücadele sadece sanal olmamalı. İnternet ortamındaki bir örgütlenme sokaktaki hayatla da "etkileşim"e geçip melez bir hal almadıkça gerçek anlamda "sanal" kalır. Fakat bu baskıcı uygulamalar; yapılan açıklamalar ne kadar bireysel mehremiyet haklarının göz önünde bulundurulacağı yönünde olsa da Reform ya da devrim gibi bir karşıt hareketin zamanının yaklaştığının da bir göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-5457013848809251313?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/5457013848809251313/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=5457013848809251313' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/5457013848809251313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/5457013848809251313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2010/01/korsanlk-teknolojik-bir-robin.html' title='Korsanlık Teknolojik Bir Robin Hood&apos;luktur ve Herkes Robin Hood&apos;u Sever'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-5720560983140245735</id><published>2009-09-29T09:52:00.000-07:00</published><updated>2009-09-29T10:03:19.378-07:00</updated><title type='text'>Brainstorming (Yeniden Üretim İle İlgili)</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;...Benjamin'in savunduğunun aksine mekanik (veya günümüzde dijital) olarak yeniden üretilen sanat yapıtı üretildiği zaman ve mekan bağlamından kopmaz. İzleyicinin bulunduğu zaman ve mekan ile yeni bir bağ kurarak yeni bir anlam kazanır. Nitekim atölyede üretilen bir tablo resmi farklı mekanlarda sergilenmiş ise her sergilendiği mekanla (ve sergilendiği zamanla) bağlamlanarak farklı farklı izleyicilere teşhir edilerek yeni bir anlam kazanır. Bu özünü yitirmekten çok eserin zaten özünde olanın yeniden üretimidir. Mekanik/dijital yeniden üretim de bu özün yeniden keşfi için kullanılan bir metoddur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benjamin'in vurguladığının tersine, yeniden üretilen sanat eseri (nesnel olmak zorunda değildir) halesinin solmasına değil; bir aşkınlaşma sürecine girmektedir. Yeniden üretim bir "tarihsizleştirme" değil, bir "zamansızlaştırma"dır. Bu olumsuz değil, tam tersine kendi zamanını aşıp "şimdi" ile sıkı bir bağ kurmaktır. Geleceğin dünyasından kopmak değil, her an yenilenebilecek bir "güncelleşme"dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz dijital kültüründe yeniden üretilen, yorumlanan ve/veya yaratılan bir sanat eseri "zamansız" ve "mekansız" (aslında zamanı ve mekanı aşmış)* yapısıyla "güncellenmeye" ve yeniden yorumla(n)maya elverişlidir. Geçmişle "şimdi" arasında kurulabilecek en güçlü bağı kurar. Geleceğe referans verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;*Ubiqitious: Her yerde aynı anda var olan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-5720560983140245735?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/5720560983140245735/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=5720560983140245735' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/5720560983140245735'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/5720560983140245735'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2009/09/brainstorming-yeniden-uretim-ile-ilgili.html' title='Brainstorming (Yeniden Üretim İle İlgili)'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-1866209043659276624</id><published>2009-09-27T07:50:00.000-07:00</published><updated>2009-09-27T08:19:45.420-07:00</updated><title type='text'>Ters Akıntı 2 Sergisi Üzerine</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;C.A.M.'daki sergide beş genç sanatçının işleri sergileniyordu. İşleri sergilenen sanatçılar &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Murat Durusoy&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Peter Hristoff&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Melisa Önel&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Murat Pulat&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Olgu Ülkenciler&lt;/span&gt;. Sergiyle ilgili açıklayıcı bir yazı var önce onu alıntılayıp isim sırasıyla sanatçıların işlerine değineceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-style: italic; color: rgb(153, 0, 0);font-size:78%;" &gt;Ters Akıntı-2 sergisi, günlük hayatımızda üstü örtülmesi, uzaklaştırılması, ortadan kaldırılması gereken, çirkin ve istenmeyenin, bizim bütün yok etme çabalarımıza rağmen ısrarla geri gelişini konu ediyor. Usulca hayatlarımızı işgal eden bu geri geliş, modern insanın şeylerin doğasına ve düzenine hükmetme isteğine karşı etkili bir cevap, bir ters akıntı. Sergideki sanatçılar, bu ters akıntıyı ve onun estetiğini, metaforik anlatımlardan uzak ama çağrışımlara açık bir biçimde görünür kılmayı amaçlarken, küçük ve sıradan olana dair birşeyler söylemeyi deniyorlar. "&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İşlerdeki açıklık, samimiyet ve anlaşılırlık benim en çok dikkatimi çeken seylerden biriydi. Özellikle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Murat Durusoy&lt;/span&gt;'un işinin "triptych" teşhiri hem sergileme açısından hem de içinde barındırdığı detay ve sergi konusuyla doğrudan ilişkisi açısından oldukça beğendiğim bir işti. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Peter Hristoff&lt;/span&gt;'un işi benim algımı biraz aştı sanırım çok iyi anladığımı söyleyemeyeceğim. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Melisa Önel&lt;/span&gt;'in işleri birbirinin tekrarı gibi dursa da öznesini ele alışı açısından gayet iyiydi. Farklı cinsiyet ve yaşların tekrar tekrar içine düştüğü durumlardaki pasifliğini ve çaresizliğini vurgular gibiydi. En azından ben öyle algıladım. Bence daha fazla işinin sergilenmesi anlatımı daha da güçlendirebilirdi. Tekrarı olması gereken bir iş gibi geldi bana açıkçası. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Murat Pulat&lt;/span&gt;'ın özellikle büyük kanvastaki resmi çok etkileyiciydi. Resmin ortasındaki yeşil nokta bana bir bilinç ve izleyici üzerinde hakimiyet kurma göstergesi gibi geldi. Ayrıca kullandığı mecra üzerindeki hakimiyeti ve tekniği işini serginin en iyi ve en dikkat çeken işlerinden biri yapıyor. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Olgu Ülkenciler&lt;/span&gt;'in işindeki sadelik ve doğrudan anlatım ve kullandığı tekniğin anlatıma etkisi fazlasıyla başarılıydı. İşleri ilk gördüğümde ilk düşündüğüm şey "bu beni pek ilgilendirmiyor çünkü çok &lt;span style="font-style: italic;"&gt;kadınsal" &lt;/span&gt;olmuştu. Nitekim fiyat listesine baktığımda da yanılmadığmı gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sergi 15 Ekime kadar gezilip görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0); font-style: italic;font-size:78%;" &gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Adres: Şehbender Sok. No: 4/1 Asmalımescit / Tünel  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-1866209043659276624?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/1866209043659276624/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=1866209043659276624' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1866209043659276624'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1866209043659276624'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2009/09/ters-aknt-2-sergisi-uzerine.html' title='Ters Akıntı 2 Sergisi Üzerine'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-1246236869656270965</id><published>2009-07-24T05:57:00.000-07:00</published><updated>2009-07-24T05:58:02.309-07:00</updated><title type='text'>İnternet'te Sanat Paylaşımı Üzerine Kısa Bir Deneme</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-size:78%;" &gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Geçenlerde Erkan'la müzik ve müziğin internet üzerinden paylaşımı ile ilgili tartışıyorduk. Benim naçizane fikrim -şu an bunun için biraz erken olduğunu kabul ediyor olsam da- müzisyenlerin albüm satışından vazgeçmeleri yönünde. Açıkçası ben de müzikle uğraşan bir insanım ve bu işten para kazanmayı çok isterim. Fakat parayla albümümün 1milyon tane satacağına bedava olarak 10milyon kişiye ulaşmasını tercih ederim. Açıkçası söz konusu müzik olunca kayıttan çok sanatçının sahne üzerindeki performansı bence daha önemli. Önemli olmasının ötesinde şu anda bile çok daha karlı albüm satışından. Özellikle zaten kendini kanıtlamış ve albüm satışları zaten belli bir sayının üzerinde olan müzisyenler senede konserlerden kazandıklarının 10da 1i kadarını anca kazanıyorlar. Örneğin Metallica yılda en az 200 kadar konser veriyordur diye tahmin ediyorum en yoğun olduğu zamanlarda. Bu grubun yılda 15 dolardan 1milyon albümü satılsa. 15milyon dolar kazansalar yılda albüm satışından. Türkiye'deki en pahalı müzisyenlerden olan Tarkan, Sezen Aksu gibi isimler tek gece sahneye çıkmak için en az 200bin lira civarında rakamlar alıyorlar ki bu insanlar uluslararası turnelere çıkmıyorlar. O yüzden Metallica'nın bir gecelik konserden kazandığı paranın en az 600-750bin dolar kadar olduğunu tahmin edeceğim. Bu durumda yıllık albüm gelirini 20-25 konser arasında eşitlemiş oluyorlar. Muhtemelen bu kadar basit hesaplar değildir bunlar. Eminim çok daha farklı değişkenler de giriyordur işin içine fakat yine de bu açığın çok da farklı olduğunu düşünemiyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Herşeyi geçtim zaten 1 kişi bile albümü alıp bilgisayarında mp3'e çevirip herhangi bir şekilde paylaşıma açtığında zaten o albümün bütün dünyaya yayılması kaçınılmaz. Bunun önüne geçmek için çok ağır cezalar, ciddi çabalar var ama benim kişisel fikrim boşuna olduğu. Nitekim az da olsa albümlerinin tamamını internetten kendi web sayfalarından bedava yayan gruplar var. Bunlardan bir tanesi Melodic Death Metal grubu Chastisement idi mesela.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ayrıca günümüzde oldukça kolaylaşan kayıt teknolojileri, DIY mantığının yaygınlaşması ve zaten müzik dinleyen insanların çoğunun artık mp3'ten müzik dinlemesi insanların "kaliteli" kayıt dinleme alışkanlığının yitmesine sebep oldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İnternette paylaşılan her sanat formu gibi müziğin de kalitesi oldukça düştü. Sinema filmleri, video, fotoğraf gibi dijital ortama oldukça kolay uyum sağlayabilen sanat formlarını kendi "doğal ortamlarında" izleyebileceğimiz kalitesininden çok daha düşük kalitede izleme "şansına" erişebiliyoruz (şans ya da şanssızlık ayrı bir tartışma konusu olabilir tabi ki). İnternetteki hiper-demokratik ortam, eşitlik ve paylaşım kolaylığı görsel ve duysal mecraların kalitesinde fark edilebilir bir düşmeye sebep oldu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Fakat bu düşüşü ortamın (mecranın) bir özelliği olarak bir avantaja çevirmek de mümkün gibi geliyor bana. Ne olabilir bu avantajlar? İlk aklıma gelenler daha kavramsal işlere yönelmek; toplumsal ideolojiler doğrultusunda belli bir hiyerarşiye göre düzenlenmiş devlet müzelerinden veya özel sermayenin tekelinde bulunan galeri ve müzelerden kurtularak sanatın daha özgürleşmesi ve bireyselleşmesi. Sadece video ve fotoğraf gibi zaten gelenekselleşmiş sayılabilecek mecraların internet üzerinde paylaşımıyla bunu yapmanın ötesinde zaten internetin kendisini bir mecra olarak belirlemiş birçok insan (sanatçı) zaten bunun peşine düşmüş durumda.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-1246236869656270965?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/1246236869656270965/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=1246236869656270965' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1246236869656270965'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1246236869656270965'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2009/07/internette-sanat-paylasm-uzerine-ksa.html' title='İnternet&apos;te Sanat Paylaşımı Üzerine Kısa Bir Deneme'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-1960427275978459013</id><published>2009-05-31T09:25:00.000-07:00</published><updated>2009-05-31T10:47:12.468-07:00</updated><title type='text'>Ben ve Fotoğrafla Olan Bitmeyen Mücadelem</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Dün Ali Artun'un Sanat Müzeleri 2 - Müze ve Eleştirel düşünce isimli kitabını okuyordum (evet hala bitmedi lanet olsun) Valery ve Proust'un sanat üzerine düşünceleri ve bununla bağlantılı olarak sanat eserinin müzedeki konumu üzerine bir takım düşünceleri tartışılıyor okuduğum bölümde ve sonuç olarak birbirine taban tabana zıt iki görüşün de haksız olduğu ve orta yolunun da kesinlikle bulunamayacağı sonucuna varıyor düşünürümüz (düşünürümüz dediğim kişi de Adorno oluyor bu arada) ve bunu sağolsun çevirmenimiz Tanıl Bora bize iletiyor (ellerine sağlık).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kısa ve kabaca değerlendirmek gerekirse; Valery müze gerçeğini kabullenmekle birlikte sanat eserinin bağlamından ve zamanından koparılarak müzede sergilenmesine karşı ve müzede eserin ölümünün gerçekleştiğine inanmakta. Proust ise bir bakımdan Valery'ye katılarak, biraz daha reenkarnatif (kelime sallamak) yaklaşıyor olaya ve ölümden sonra yaşam miti (Proust'a göre gerçeği) ile olaya yaklaşıyor. Sanat eserinin kendi yaşam döngüsü bittikten sonra müzede ölümden sonra tekrar yaşama döndüğüne inanıyor. Fakat bambaşka paradigmalarla ve farklı bir yaşam döngüsüyle ve tabi ki ölümden sonra yaşamın sonsuz olduğu inancını göz önünde bulundurursak sonsuza dek müzede yaşayacağına inanıyor. Adorno ise iki görüşe de katılmayarak (ama bence yine de ikisine de biraz katılarak) sanat eserinin tarihsel olanı "peyzajlaştırarak/manzaralaştırarak" müzede yerini aldığına değiniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Valery'nin de Proust'un da bu özet düşüncelerinde hem katıldığım hem de katılmadığım noktalar olmakla birlikte bunları okurken satır aralarında aklıma gelen bazı düşünceler oldu. Müze'nin toplumdaki yeri ve işlevi ile ilgili özellikle. Müze'de sanat eseri bir belgeye dönüşmekte ve toplumsal bir bağlama işaret etmektedir. Ya da toplumsal bir bağlama işaret eden eserler hem sanat tarihsel ya da salt tarihsel belgeler olarak müzelerde sergilenmektedir. Fakat müzelerde sergilenen eserlerin de bir "seçilme" sürecinden geçtiği gerçeği var ortada. Müze bir kamusal alan olarak, belli bir ideolojiye ve düşünce sistemine hizmet etmekte ve toplumu ehlilleştirmek için kullanılan bir mecra haline gelmektedir bu yüzden. Bu sebeple müze dışındaki sanat da oldukça önem taşımakta ama müze dışına çıkmak isteyen sanat bile müze sayesinde dizginlenmekte, uysallaştırılıp müze içine konabilmektedir. Duschamp ve dadacıların başına gelen gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda kendi yaratılma bağlamından, düşünce sürecinden koparılamayacak bir sanat eseri ancak mutlak özgürlük ortamında üretilebilen sanat eseridir. Mutlak özgürlükten bahsederken ise Thomas Moore'un Ütopya'sındaki gibi bir özgürlükten bahsediyorum. Ali Artun'un aynı kitabında Linda Nochlin'in yazdığı Renan Akman'ın çevirdiği bir yazıda William Morris'ten şöyle bir alıntı var (Linda Nochlin'in eklemeleri de dahildir):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Geleceğin ütopik İngiltere'sinin talihli sakinlerinden biri, anlatıcı karşısına çıkan resmi bir bina hakkında sorular sorunca, 'A, o mu,' der, '20. yüzyılın ortalarından önce yapılmış, sizin de gördüğünüz gibi öyle fevkalade güzel olmayan, tuhaf, fantastik bir üslupta inşa edilmiş bir bina, ama içinde güzel şeyler de yok değil, birçoğu resim, bazıları çok eski. Buraya National Gallery denir; zaman zaman bu adın anlamını çözmeye çalışmışımdır; her neyse, şimdilerde be zaman ilginç olduğu düşünülen resimlerin sürekli muhafaza edileceği bir yer açılacak olsa adını National Gallery koyuyorlar, belki de buradakilerden hareketle' Morris'in ütopyasının yurttaşları arasında, sanat olarak adlandırılagelen şeyin adı yoktur, zira sanat, 'üreten her insanın günlük işinin bir parçası haline gelmiştir'&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özellikle 19. yy sonu 20. yy başından itibaren, yani geç modern ve post-modern sanatta sanat eseri üretimindeki mecralar oldukça genişledi ve sanat daha disiplinlerarası bir yapı üzerine oturmaya başladı. Dönemin hızlı teknolojik gelişmeleri bundaki en büyük etkenlerden biri. Bu dönemde sanata en çok etkisi olan teknolojik gelişme ise kuşkusuz fotoğraf. Fotoğraf özellikle Kodak Brownie ile oldukça geniş bir kullanım alanına sahip oldu ve en son dijital görüntüleme teknikleriyle sanat üretiminde de oldukça sık başvurulan bu mecraya ulaşmak toplumun her kesiminden insan için  oldukça kolay oldu. Fotoğraf sanat üretiminin ötesinde toplumsal yaşamın birçok farklı alanında da kullanıldı. Reklam, siyasi propaganda, anı, gezi fotoğrafları bunların sadece çok ufak bir kısmı. Bu kadar yaygın bir kullanıcı kitlesi ve kullanım alanı olunca ister istemez fotoğraf için 19 yy. resim sanatındaki gibi akademik kısıtlamalar, belirli kurallar, estetik diretmeler de ortaya çıktı. Kitle iletişiminin gelirmesi belli bir uslubun yayılmasını ve "güzel" kavramının insanların kafasındaki değerlendirmesini oldukça hızlı etkilemeye başladı. Fakat yine de kalıplaşmış ve taşlaşmış bir takım geleneklerin ve konvansiyonların dışına çıkmakta oldukça güçlük çekiliyor buna rağmen. Özgün bir üslup yakalamak oldukça zor. Taklit etmek ise bir o kadar kolay. Bugün bir çok insanın tavrına, uslubuna hayran olduğu bir sürü fotoğrafçı çok iyi taklitçiler dışında birşey değiller. Taklit etmeyenler ise ecnebilerin deyişiyle "go by the book".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özgür ve özgün bir fotografik ifade için bence gerekli olan şey fotoğrafın bu kısa evrimine sırt çevirmeden, tarihe ve eskiye de referansta bulunarak bu konvansiyonları yıkmak ve yerine yeni birşeyler koyarak fotoğrafın sanatsal anlamda kullanımının sınırlarını genişletmektir. Bu yüzden müzelerde, galerilerde ve bence günümüz toplumsal estetik anlayışını oldukça fazla yönlendirme gücüne sahip internet sitelerinde (deviantart, fotokritik, bloglar vb.) sergilenen fotoğrafların dışına çıkmalı ve özgür bir üretim, özgün bir ifade tarzına sahip olmalı ve çok çok çok fazla fotoğrafa bakmalı ve baktığımız fotoğrafları (kendi ürettiklerimiz dahil) sevmemeli. Kendi yaptığımızı bir kez daha tekrar edersek onun da özgünlüğü kalmaz bence.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-1960427275978459013?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/1960427275978459013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=1960427275978459013' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1960427275978459013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1960427275978459013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2009/05/ben-ve-fotografla-olan-bitmeyen.html' title='Ben ve Fotoğrafla Olan Bitmeyen Mücadelem'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-3842751236189034791</id><published>2009-04-24T12:24:00.000-07:00</published><updated>2009-04-25T07:21:00.177-07:00</updated><title type='text'>Grafik Tasarım ve Farklı Şeyler</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bir tasarımcı olarak zaten lisans hayatımın son dönemlerinde oldukça soğuduğum tasarım kavramından çalışma hayatında geçince iyice soğudum. Ne kadar çalıştığım işten ve iş arkadaşlarımdan memnun olsam da özellikle reklam grafiğinin (hatta aslında genel olarak tasarımın) Türkiye özelinde hiçbir şekilde işe yaramadığını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha açık olmak gerekirse; genel olarak tasarım tamamen teknik, optik ve işlevsel bir olgu. Fakat bu işlevi, tekniği eğitimli ve tasarım terbiyesi almış bir gözün algılayabileceğini anlamak pek de zor değil. Günümüzde internette veya sokakta içinde boğulduğumuz görsel çöplükte güzelle çirkini birbirinden ayıracak vakti bulmadan çoktan tüketmiş oluyoruz. Sokakta etrafınızı biraz dikkatle incelediğinizde fark ediyorsunuz ki yaşadığınız yerin, "baktığnız" şeylerin hiçbir şekilde ne bir zamana ne de belirli bir tarza bağlılığı var. Sanırım buna verilebilecek en güzel örneklerden biri Pera'da bulunan ve oradaki tarihi dokuyu mahveden iki bina. Sanırım hangileri olduğunu çoktan anladınız. TRT binası ve Odakule.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modernizmin o kuralcılığı ve baskıcılığından ne kadar haz etmesem de bir mekanın tarihi dokusunu kaybetmeden çağdaşlaştırmada en azından bir metod olarak kullanılabileceğini düşünüyorum. Aslında Beyoğlu bunun denendiği nadir yerlerden bir tanesi. Fakat yine de yeterli değil. Olabildiğince jenerik tabelalar ve tasarım elemanları kullanılmadıkça her şekilde mekanın tarihi dokusunun canına okunuyor. Öte yandan bir restorasyon işine veya yeni ama "tarihi görünümlü" yeni bir mimarı eser uygulaması yapıldığında ise bunu yapanlarının bilgisizliğin ve daha bir çok şeyin (usulsüzlük, yolsuzluk gibi) kurbanı oluyor mekanlar. Sonunda ulaşılan nokta ne modern oluyor ne de tarihi. Sadece kiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece yerel anlamda değil küresel olarak kiç dediğimiz şeyin kurbanıyız görsel olarak. Fakat özelikle Türkiye'de güçlü bir görsel geleneğin olmaması kiçi iyice yüceltiyor. Sizden bir tasarım isteyen müşteri hoşuna giden uyumlu uyumsuz herşeyi tasarımın içinde istiyor. Anlatamıyorsunuz da olmayacağını. Müşteri ya; her zaman haklı. İşlevsellikten çok biçimle kafayı bozmuş oluyor insanlar ve görsel terbiyeleri yok denecek kadar az olduğu için karman çorman,saçma sapan şeyler çıkıyor ortaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyonda olsun, billboardlarda ya da dergi ve gazetelerdeki ilanlarda olsun kimliksiz, şekilsiz ve oradan buradan çalınıp çırpılmış hiçbir içeriği olmayan ve bunun yanında hiçbir estetiği olmayan tonlarca görüntüyle sarılı etrafımız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem estetik denen şey öldü neden bunu kullanmıyoruz? Bence bir ilan için gerekli olan şeyler: olabildiğince sıradan bir yazı karakteri (Zurich, Helvetica, Arial, Verdana vb.); düz bir, en fazla 3 renk ve opsiyonel olarak herhangi bir geometrikşekilde (en fazla 3 yine).&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-3842751236189034791?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/3842751236189034791/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=3842751236189034791' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/3842751236189034791'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/3842751236189034791'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2009/04/grafik-tasarm-ve-farkl-seyler.html' title='Grafik Tasarım ve Farklı Şeyler'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-1274338905171578623</id><published>2009-03-14T07:45:00.002-07:00</published><updated>2009-03-14T09:33:01.223-07:00</updated><title type='text'>Usulsüz Kullanım Sergisine Kendimce Bir Eleştiri</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yaklaşık 1 ay önce kadar açılışına gittiğim sergiyle ilgili kendimce ufak bir eleştiri yazmak istedim.  Bir süredir aklımdaydı.  Öncelikle sergi ile ilgili bu yazıyı biraz geç yazdığım için özür dilerim eğer blog'umu takip edenler varsa (çünkü bugün serginin son günü).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serginin (tahminimce) küratör'ü [kim olduğunu bulamadım kusura bakmayın=(] tarafından yazılmış şu yazıyla girmek istiyorum eleştirime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 0, 0);font-family:verdana;font-size:78%;"  &gt;Usulsüz Kullanım sergisi, fotoğrafın gerçekle kurduğu gösterilen-gösterge ilişkisini kurcalamayı; fotoğrafı, seçileni yansıtan bir “araç” olmanın ötesinde, gerçekliği sorgulama ve yeniden üretme amacıyla dönüştürülebilir, yeniden üretilebilir bir “sanat nesnesi” olarak görmeyi deneyen beş genç sanatçının paylaştıkları bir arayış sürecinin ürünüdür. Gerçeğin kurguya evrildiği bu süreçte sanatçılar, doğaya ait olanı yansıtmanın (mimesis) ötesinde, gündeliğin doğasını anlatırken, formda ve içerikte özgünlüğü yakalamaya, kendi bireysel dillerini, hikaye anlatma biçimlerini keşfetmeye çalıştılar. Sergilenen çalışmaların usulsüzlüğü, fotoğrafın genel kabul görmüş ve yaygın kullanılan formlar ve imgeler sisteminin dışına çıkmayı amaçlayan bu sanatçıların, gerçeği kendi usullerince anlatmasındadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bence bu açıklama oldukça genel kalmış.  Çok yeterli olduğunu düşünmüyorum.  Zaten fotoğrafla az da olsa ilgilenen herkes için hap şeklinde yutulan bir bilgi bu.  Ve zaten bu sergiye ya da herhangi bir fotoğraf sergisine giden bir ziyaretçi mutlaka "özgün" bir anlatım, gerçekliği fotoğraf aracılığı ile sorgulama ve yeniden üretlebilir bir "sanat nesnesi" görmeyi bekliyor olacaktır.  Öte yandan şu ana kadar fotoğrafla ilgili kafa yormuş, araştırma yapmış ve bunları yayınlamış bütün düşünürler, eleştirmenler, filozoflar fotoğrafın "kurgu-gerçek" diyalektiğine parmak basmışlardır.  Herşeyin ötesinde bence fotoğrafın bu açıklama yazısındaki kullanım şekli fotoğrafın usulsüzlüğü değil usulüdür.  Zaten fotoğraf doğası gereği oldukça usulsüz bir "araç".  Fotoğrafçının bir "dikizci" ve başkalarının hayatına izinsizce müdahele eden ve çektği görüntülerle gerçeği çarpıtan bir gözlemci olduğu bir çok kişi tarafından oldukça fazla vurgulanmıştır.  Açıkçası ben fotoğrafla ilgili masum olan hiçbir şey göremiyorum.  Oldukça saldırgan ve müdaheleci hatta ahlaksız bir eylemdir fotoğraf çekmek.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; &lt;span style="font-family: verdana;"&gt; Özellikle son cümlede &lt;/span&gt;geçen "&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(153, 0, 0);font-family:verdana;font-size:78%;"  &gt;fotoğrafın genel kabul görmüş ve yaygın kullanılan formlar ve imgeler sisteminin dışına çıkmayı" &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-family:verdana;font-size:78%;"  &gt;amaçlamak bence böyle bir sergi için çok yanlış bir seçim.  Fotoğrafın genel kabul görmüş kuralları derken fotoğrafın hangi kullanımından bahsettiği önemli.  Fotoğrafın her kullanım alanının kendine göre paradigmaları ve konvansiyonları var.  Söz konusu bir sanat nesnesi olarak fotoğraf olunca zaten bu paradigmaları ve konvansiyonları aşarak farklı ya da özgün bir şey ortaya çıkarmak zaten zorunlu oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çerçevede sergideki işleri inceleyince bence öne çıkan işler daha çok Damla Tamer ve Murat Durusoy'un işleri.  Onların işerlerinde bahsetmeden önce kısaca diğer işlere de bir değineceğim.  Sevim Sancaktar'ın işlerinde beni yakalayan bir şey olmadı.  Enteresan olmamasının yanısıra hiçbir şekilde sergiyi açıklayan yazıyla bir bağlantısı olduğunu düşünmüyorum işlerin.  Belkıs Işık'ın işlerinde ise çok fazla Cindy Sherman ile Francesca Woodman arasında gidip gelen ama tam oturmamış bir anlatım vardı.  Saliha Uzun'un işleri hem sergi salonundaki konumlarından hem de arkaplanın beyazlığından dolayı fazla silikti (duvarlarda beyaz olduğu için duvar ile fazla bütünleşiyordu) ve çok rahat gözden kaçabilen işler.  Ayrıca kullandığı görsel estetik insanın dikkatini uzun üre toplamayı gerektirmeyecek kadar simetrik ve sıkıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/Sbvacce19MI/AAAAAAAAARU/AKvg0ncN4xI/s1600-h/Sevim.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/Sbvacce19MI/AAAAAAAAARU/AKvg0ncN4xI/s320/Sevim.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313080367630382274" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sevim Sancaktar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SbvacefqZGI/AAAAAAAAARM/BYOXfsSQ10c/s1600-h/Saliha.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SbvacefqZGI/AAAAAAAAARM/BYOXfsSQ10c/s320/Saliha.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313080368170689634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:78%;" &gt;Saliha Uzun&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SbvabhvsNwI/AAAAAAAAAQ0/zRsTAbRQkVU/s1600-h/Belkis.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SbvabhvsNwI/AAAAAAAAAQ0/zRsTAbRQkVU/s320/Belkis.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313080351863355138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Belkıs Işık&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-family:verdana;font-size:78%;"  &gt;&lt;br /&gt;Bir sanat nesnesi olarak fotoğrafı ele aldığımızda Damla Tamer'in işleri oldukça güçlü ve nesne olarak diğer bütün fotoğrafların önüne çıkıyor bana kalırsa.  Zaten fotoğraf değil de nesne olarak tasarlanmış olmaları Damla'nın işlerini ayrı bir yere koyuyor.  Bunun ötesinde kendi portresini farklı bir isimle sıradan kağıtlara basarak onları zarf şekline katlamış ve üzerine (sonradan kendisinden öğrendim) çok ufak kasti hatalarla adresler yazmış.  Zarflar gerçekten üzerinde yazan adreslere gidip (tabi ki o adresler bulunamayacağı için) geri dönecek.  Bence zarflar geri döndükten sonra da mutlaka sergilenmeleri lazım.  Fotoğraf gibi gündelik hayatta oldukça fazla kullanılan bir mecra kullanarak sanat ve gündelik yaşam arasındaki çizgiyi böyle yaratıcı bir eylemle ayırmak fikri oldukça başarılı.  Yaşamın kendisine yaratıcılığı ile bir kurgu katıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/Sbvab_4idFI/AAAAAAAAAQ8/mu1vPppY4Xw/s1600-h/Damla.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/Sbvab_4idFI/AAAAAAAAAQ8/mu1vPppY4Xw/s320/Damla.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313080359953527890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Damla Tamer&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-family:verdana;font-size:78%;"  &gt;&lt;br /&gt;Murat Durusoy'un fotoğrafları ise geçenlerde &lt;a href="http://caldolphin.blogspot.com/2009/02/fotograflar-gosterir-ama.html"&gt;Ece'nin blog&lt;/a&gt;'unu okuyunca daha da anlam kazandı gözümde ki zaten oldukça beğenmiştim Murat'ın fotoğraflarını zaten.  Dijital olarak bir görüntü oluşturma sürecini okuyabilme açısından çok iyi işler bunlar.  Damla'nın işlerinde "nesne" olma özelliği nasıl öne çıkıyorsa Murat'ın işlerinde de bir o kadar "süreç" önplanda ki benim bir fotoğrafa bakarken chacklist'imdeki ilk iki sırada yer alır bu nitelikler.  Ece'nin blog'undaki fotoğrafın bir teknolojik gelişme olduğu gerçeğini de anımsayınca biraz daha anlam kazandı fotoğraflar.  Çünkü bu fotoğraflar "bozuk" bir fotoğraf makinası ile çekilmişti.  Ayrıca dijital olarak işlenmiş ve bilgisayar ekranından tekrar fotoğrafları çekilerek çoğaltılmıştı.  Bu da görüntüde "istenmeyen" bozulmalara ve deformasyonlara sebep olmuştu.  Bu istenmeyen deformasyonlar ve bozukluklar da bir mecra olarak fotoğrafın genelde fazla gösterilmek istenmeyen bir parçası olarak beni oldukça ilgimi çeken ve kendine göre çok hoş bir estetiği olduğunu düşündüğüm özelliklerdir.  Murat'ın fotoğrafını çekmeyi tercih ettiği subjeler ise geneler insan bedeni (sanırım hepsi ya da büyük bir kısmı insan yüzü idi).  Bedenle bu deformasyon arasında ise kurabileceğim ilk ilişki bedenin görüntüsününde saklanmak gösterilmek istenmeyen şeylerin bile kendine özgü bir estetiği olabileceği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SbvacMghRhI/AAAAAAAAARE/MGOEsmZQitU/s1600-h/Murat.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SbvacMghRhI/AAAAAAAAARE/MGOEsmZQitU/s320/Murat.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313080363342448146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:78%;" &gt;Murat Durusoy&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-family:verdana;font-size:78%;"  &gt;&lt;br /&gt;Serginin geneline bakınca, işler yine de hergün internette ya da dergilerde, gazetelerde gördüğümüz ticari, haber, grunge vs. vs. fotoğraflarından ve onların sıkıcılığından uzaklaşıp gerçekten fotoğrafın özüne dair birşey sunması açısından oldukça başarılıydı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-1274338905171578623?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/1274338905171578623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=1274338905171578623' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1274338905171578623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1274338905171578623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2009/03/usulsuz-kullanm-sergisine-kendimce-bir.html' title='Usulsüz Kullanım Sergisine Kendimce Bir Eleştiri'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/Sbvacce19MI/AAAAAAAAARU/AKvg0ncN4xI/s72-c/Sevim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-1291804908980120723</id><published>2009-02-11T15:24:00.000-08:00</published><updated>2009-03-14T15:29:10.859-07:00</updated><title type='text'>Müzeler ve Lunaparklar ve Pop-Up Quiz</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bu akşam evde kafamı dağıtmak için biraz stumbleupon'a sardım.  Uzun zamandır stumble eylemini gerçekleştirmiyordum.  Karşıma &lt;a href="http://thechive.com/2008/11/best-roller-coaster-souvenir-photos-ever-17-photos/"&gt;şöyle bir şey&lt;/a&gt; çıktı.  Bu fotoğrafları görünce birden aklıma &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Donald Kuspit&lt;/span&gt;'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sanat'ın Sonu &lt;/span&gt;adlı kitabı, oradan en son (zorla da olsa bitirebildiğim) &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ali Artun&lt;/span&gt;'nun &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sanat Müzeleri &lt;/span&gt;ile ilgili kitabı ve de çok değerli hocam &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Murat Germen&lt;/span&gt;'in fotoğrafa bakışıyla ilgili söylediği bir kaç söz geldi.  Murat Germen fotoğrafın en etkileyici özelliklerinden birnin "insanın çıplak gözle göremeyeceyi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;an&lt;/span&gt;ları yakalayabilmesi" olduğunu söyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stumbleupon'un karşıma çıkardığı bu fotoğrafları Donald Kuspit ve Ali Artun Sanat Müzeleri (özellikle modern sana müzeleri) ile ilgili eleştirilerine şöyle bağladım kafamda.  Fotoğrafın gerçekten kullanılan makinanın teknolojik özelliklerine bağlı olarak insan gözünün algılayamayacağı şeyleri yakalaması oldukça etkileyici "belge"ler ortaya çıkarıyor bu doğru.  Bu belgeler bilimsel araştırmalarda, ya da bir tarih yazmak amacıyla kullanılabilir.  Diğer yandan ise gerçekten sadece kısa süreli bir eğlence olarak da kullanılabilir.  [tam Türkçe'ye nasıl çevirebilir bilmiyorum ama İngilizce'de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;amusement&lt;/span&gt; kelimesiyle karşılayabileceğim bir eğlence burada bahsettiğim.  Lunapark ve bezeri eğlence mekanları da İngilizce'de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Amusement Park&lt;/span&gt; olarak da adlandırılır].  Belki benim karşıma çıkan bu fotoğraflar değil ama çeşitli görüntüleme tekolojileri ile yakalanmış enteresan görüntülerin modern sanat müzelerinde sergilenmesi ve bunların genelde kısa süreli sergiler oması beni Donald Kuspit'in modern sanat ve sonrası (Duschamp'tan itibaren) ve Ali Artun'un modern sanat müzeleri ile ilgili eleştirilerine götürüyor.  İnsanların sanat tarihi ya da tarihin kendisi ile ilgili bilgi edinmek için çeşitli nesnelerin belirli bir hiyerarşiye göre ifşa edildiği müzelere gitme sebebinin zamanla nasıl değiştiğinin bir göstergesi gibi.  Müzeler ile lunaparklar ya da başka bir eğlence mekanı arasındaki fark ya da sınırın bulanıklaştığı teorisini doğrular gibi bu durum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzeler "kalbur üstü" tabir edilen kesimin para verip kendilerini eğlendirdikleri "entellektüel" lunaparklar mı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-1291804908980120723?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/1291804908980120723/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=1291804908980120723' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1291804908980120723'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1291804908980120723'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2009/02/muzeler-ve-lunaparklar-ve-pop-up-quiz.html' title='Müzeler ve Lunaparklar ve Pop-Up Quiz'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-1396505654061275616</id><published>2009-01-15T14:18:00.000-08:00</published><updated>2009-01-15T14:22:59.189-08:00</updated><title type='text'>Obama'nın Başkanlık Kutlaması Olayı</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Zamanında &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Baudrillard &lt;/span&gt;yazmış ama bu kadar gerçekten politikanın politika olmaktan çıkıp showbiz olabileceğine akıl sır erdiremiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Interdiciplinarity'nin [kıçından kelime uydurmak] de bir sınırı olmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan bu olayla ilgili aklıma iki soru geliyor.  Aslında tek soru da olabilir.  Şöyle ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir apolitizasyon mudur? Yoksa Popüler Kültürü politize etmeye çalışmak mıdır?  Eğer öylese ne kadar doğrudur ya da ne kadar başarılı olabilecek bir çabadır?  Ha onu geçtim eğer ikinci soruya cevap "evet" ise bu bizi sorduğum birinci soruya götürür mü?  Şu şekilde götürür mü demek istiyorum:  Diyelim ki Popüler Kültürü politize etme çabası bu olay...  Bu durumda politika -başladığım noktaya geri dönüyorum- bir showbiz alanı olmuyor mu?  E o zaman bu da bir apolitizasyon olmuyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorular retorik mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PS: bu arada aklıma iki sorudan fazlası geliyormuş. Zorlasam dahası da gelirdi sanki.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-1396505654061275616?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/1396505654061275616/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=1396505654061275616' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1396505654061275616'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/1396505654061275616'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2009/01/obamann-bakanlk-kutlamas-olay.html' title='Obama&apos;nın Başkanlık Kutlaması Olayı'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-5116334789609472068</id><published>2009-01-13T11:10:00.000-08:00</published><updated>2009-01-13T12:35:00.135-08:00</updated><title type='text'>Martin Parr ve Michael Cogliantry</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Takip ettiğim bloglarda uzun zamandır çok ilgimi çeken ve üzerinde bir şeyler yazma isteği uyandıracak işler yakalayamıyordum. Şansıma bugün 2 tane çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde ilk bir çif laf etmek istediğim fotoğrafçılardan bir tanesi Martin Parr.  Etrafta isimli blog'da gördüm işlerini.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SWzoOTW8MGI/AAAAAAAAAM0/SSG_h22phUg/s1600-h/pic-parr-burgerbar.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SWzoOTW8MGI/AAAAAAAAAM0/SSG_h22phUg/s320/pic-parr-burgerbar.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290858994665795682" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SWzoORjnKvI/AAAAAAAAAMs/px_hvWqzWkw/s1600-h/foto-martin-parr-magnum-photos-bored-couples-1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 258px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SWzoORjnKvI/AAAAAAAAAMs/px_hvWqzWkw/s320/foto-martin-parr-magnum-photos-bored-couples-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290858994182073074" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SWzoOJpeoTI/AAAAAAAAAMk/oN5Awzi-2a8/s1600-h/contactparr-04.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 258px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SWzoOJpeoTI/AAAAAAAAAMk/oN5Awzi-2a8/s320/contactparr-04.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290858992059195698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0); font-style: italic;font-size:78%;" &gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;"İngiliz orta-sınıfı’nın son 15-20 yıl içindeki zenginleşme süreci, buna bağlı ortaya çıkan sonradan-görmecilik ve benzer konuları üzerinde çalışan örnek-alınacak-sanatçı olarak düşündüğüm Martin Parr’dan bazı seçmeler. Bir süre önce Santral İstanbul’da sergisi vardı ama burada bahsetmeyi unuttuk galiba." &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);font-size:78%;" &gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;(Etrafta'dan alıntıdır)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki Santral İstanbul'daki sergiden haberim olmadı ve gidemedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etrafta'da fotoğrafları gördükten sonra hızlıca &lt;a href="http://www.martinparr.com/index1.html"&gt;websitesi&lt;/a&gt;ndeki işlere de bir göz attım.  İşlerindeki toplumsal, sınıfsal boyutun ötesinde Parr'da dikkatimi çeken bir Magnum fotorafçısı olmasına rağmen alışılagelmiş bir Magnum fotoğrafçısı estetiği olmaması fotoğraflarında.  Daha çok seçtiği konulardaki kusurları ve dejenerasyonu "bir mecra olarak fotoğraf"ı kullanarak yansıtması ve aşırı bir estetizasyona kaçmamış olması benim en dikkatimi çeken özelliklerden biriydi fotoğraflarda.  Baktığım fotoğraflarda normalde bir fotoğrafta çok da fazla istenmeyen titremeler, ışık patlamaları, flaş kullanımıçok geleneksel sayılmaz bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu serinin özeline inecek olursak kamusal alanda belli bir sınıfın kolektif bir tavrını belgelemeyi amaçlamış.  Fotoğraflar bence oldukça iğrenç ama bir yandan o kadar da naif.  Etrafta'dan aldığım yazıda söyleği gibi giderek zenginleşen bir orta sınıfın sonradan görmeliğinin iticiliğini ortaya koyuyor.  Tabi ki fotoğrafı çeken göz için.  Fakat tabi ki bu fotoğrafa bakana da çirkin gözüküyor.  Eminim burada fotoğrafı çekilen insanların bir çoğu kendilerini bu halde görseler "biz bu kadar &lt;span style="font-style: italic;"&gt;vulgar&lt;/span&gt; mıyız" diye itiraz ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu seride hissettiğim fotoğrafçının bu sonradan görme insanların kamusal alanda hem birbirlerine hem de paylaştıkları yaşama alanındaki diğer sınıftan olan insanlara olan karşı saygısızlığına onların mahremiyetlerine bir saldırı olarak fotoğraf eylemini kullanması.  Ve fotoğraf makinasını bir iktidar aracı olarak kullanıp kendi bakışını bu fotoğrafları izleyen izleyici üzerinde iktidar kurmak üzere kullanması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Michael Cogliantry'ye gelince...  kendisinin işlerini WhoKilledBambi isimli blogda gördüm. bakınız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SWzvQpkWfRI/AAAAAAAAANE/43xqEwG8DSM/s1600-h/cogliantry2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 194px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SWzvQpkWfRI/AAAAAAAAANE/43xqEwG8DSM/s320/cogliantry2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290866731568758034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SWzvQR9Q2JI/AAAAAAAAAM8/UadYEUYB1YY/s1600-h/cogliantry1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 194px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SWzvQR9Q2JI/AAAAAAAAAM8/UadYEUYB1YY/s320/cogliantry1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290866725230794898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0); font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Cogli&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;antry'nin fotoğraflarında ise açıkça şiddet, korku ve tabi ki FPS diye sınıflandırılan bilgiayar oyunlarına gönderme var.  Fakat burada seçilen konunun ötesinde fotoğrafçının fotoğraf dediğimiz mecranın özelliklerinden bu konuyu işlerken nasıl faydalandığının üzerinde durmaı tercih edeceğim.  Zaten görüntü ve göstergelerden fotoğrafçının ne anlattığı, neyi eleştirdiği açıkça belli.  Sadece bunu yaparken neyi doğru yaptığına parmak basmak bana daha anlamlı geliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Serinin adı "Hands Of The Killer" popüler kültür göndermesi oldukça fazla olan bir seri ve kavramdan çok göstergelere dayanan bir okuma gerektiren kurguda fotoğraflar çekilmiş.  Bilgisayar oyunları ve korku filmlerine gönderme yaptığını söylememe ne kadar gerek var bilmiyorum ama söyledim işte. En azından günümüzde hiçbir şeye gönderme yapmayan ve çok kendi içine dönük ve bana kalırsa oldukça kiç (kitsch) yüzlerce fotoğraf, görüntüye rastladığımız internet ortamında -hatta bazen ne yazık ki müzelerde bile- arada bir bu tarz işlere rastlamak güzel.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Günlük hayattan oldukça alışık olduğumuz gerilim yaratan klişeleri kullanarak komik ve izlemesi eğlenceli durumlar yaratmış.  Fotoğraflar da bu günlük estetiğe oldukça uygun.  Fazla rötüşlanmamış ve belli olduğu kadarıyla abartılı bir rötüş ve post-prodüksyon aşamasından geçmemiş.  Bu süreci okuyabilmek aynı zamanda izleyiciye fotoğrafçının kullandığı göstergeler ile yöntem arasındaki kontrastı gözlemleme şansı doğuruyor.  Zaten bu sayede bir takım konvansiyonları yıkmış oluyor fotoğrafçı.  Ki bence fotoğrafların başarısı ve çekiciliği de kesinlikle buradan geliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-5116334789609472068?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/5116334789609472068/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=5116334789609472068' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/5116334789609472068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/5116334789609472068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2009/01/martin-parr-ve-michael-cogliantry.html' title='Martin Parr ve Michael Cogliantry'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_v86RyCJzpa8/SWzoOTW8MGI/AAAAAAAAAM0/SSG_h22phUg/s72-c/pic-parr-burgerbar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-6985258233484676271</id><published>2008-12-23T10:46:00.000-08:00</published><updated>2008-12-24T01:30:48.036-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fotoğraf'/><title type='text'>I Hate Photography As Much As I Love It</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Genelde DeviantArt vb. "sanat" paylaşım sitelerinde fotoğrafları izlerken ne kadar hoşuma giden işler olsa da beni çok rahatsız eden birşeyler oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana öyle geliyor ki ne kadar iyi fotoğraf çekerse çeksin, ne kadar güzel görüntüler oluşturursa oluştursun bir çok "fotoğrafla uğraşan insan" bir mecra olarak fotoğrafı fazla özümseyememiş gibi.  Örneğin Deviant'ta "kavramsal fotoğraf" adı altında baktığım bir çok işin aslında kavramdan çok klişeleşmiş göstergelerle izleyiciye bir hikaye anlatma derdi olduğunu gözlemliyorum.  Ayrıca bu fotoğrafların bir çoğu gayet "güzel", "estetik" ve fotoğrafı çeken kişinin mecra üzerindeki hakimiyetini oldukça ortaya çıkardığı çalışmalar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kargaşanın fotoğrafın hem kullanımının çok kolaylaşmasına hem de bir fotoğraf makinası edinmenin bir çok diğer sanatın kullandığı mecralara göre çok daha ucuz olmasından dolayı ortaya çıktığını düşünüyorum.  Bir başka önemli sebebin de fotoğraf paylaşımının diğer bir çok farklı mecrayla yapılan sanatlara göre çok daha kolay olmasına bağlıyorum.  Bunun en önemli sebebi ise internet.  Fotoğraf artık analog olarak üretilmekten çok dijital olarak işlendiği için internet ortamına çok daha kolay aktarılıyor.  Bir diğer yandan zaten bir röprodüksyon ve görüntü olduğu için resim, heykel vb diğer mecralar gibi dijital ortama aktarıldığından "orjinal"inden kopmuyor.  Zaten orjinali yok.  Fakat ne kadar fotoğrafın yakaladığı kare sonsuza kadar hiç kalite kaybı olmadan sonsuza kadar tekrar üretilebilse de Barthes'ın da dediği gibi fotoğrata gördüğümüz şey tarihte sadece bir kere meydana gelmiştir.  Bu doğrudan fotoğraf için olduğu kadar kurgu fotoğraf için de gerçektir.  Nazif Topçuoğlu ise belge olarak fotoğraftan bahsederken "belge" niteliği taşıyan fotoğrafın hiçbir zaman yeterince objektif olmadığından bahseder.  Hatta daha da ileri gidip fotoğrafın aslında hiçbirşeyi belgelemediğini sadece zaman içinde kendi kendini belgelemekten başka bir vasfı kalmadığını iddia eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster belge olsun, ister kurgu olsun bütün fotoğrafların en önemli ortak noktası hepsinin bir "performans"ın görüntüleri olduğu.  Bu performans ya gündelik yaşamdan bir alıntı ya da daha toplumsal bir olayla ilgili olabilir.  Fakat her zaman bir "bakış"a davet çıkaran bir olay.  Fotoğrafın bakış üzerinde inanılmaz bir gücü olduğunu yadsımamak gerekir.  Bakışı sömürgeleştirmek fotoğrafın doğasında olan birşey.  İzleyiciye birşey sunarken fotoğrafçı mahrem bir dünyayı gözler önüne seriyor.  Kendi bakışını fotoğrafında yansıtmamak gibi bir opsiyonu olmadığından dolayı izleyiciyi de bu bakışa davet eder.  Fotoğraf konusunda üzerinde uzlaşılan bir diğer gerçek de fotoğrafın insanların mahremiyetine müdahele olduğu, bir tür dikizleme olduğu ve bakanı da bu "naughty" eyleme davet ettiğidir (Barthes, Sontag, Topçuoğlu ve daha niceleri).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan bakınca benim gözümde istemeden herhangi bir ticari fotoğrafın ya da belge fotoğrafın ya da kavramsal fotoğrafın (conceptual photography'yi kavramsal diye çevirdim ne kadar doğru bilemiyorum) çok büyük farkı kalmıyor.  Farkı olmadığını söylemiyorum ama samimiyeti ve içtenliği hissetmek ama bir diğer yandan da fotoğrafçının mecra üzerindeki etkisini görmek istiyorum.  Diğer yandan ise dijital ortamda farklı tarzları, teknikleri simüle etmek o kadar kolay kı bana o tarz fotoğraflar pek samimi gelmiyor.  Bu lomo olabilir, polaroid olabilir, dauggerotype (doğru mu yazdım?) olabilir ya da eskime efekti vb. diğer şeyler olabilir.  Çünkü birçok fotoğrafçı bu işlemi sadece fotoğrafları güzel gözüksün diye yapıyor.  Bu müzelerde ya da galerilerde izlediğim bir çok sergi için de, internet ortamı için de böyle.  Bu yüzden fotoğrafı sevemiyorum.  Özellikle internet ortamında.  Çünkü bir obje olma özelliğini tamamen kaybedip görüntüye, simülasyonun da simülasyonuna dönüşüyormuş gibi geliyor bana dijital olarak (ekstra) işlenmiş bir fotoğraf bana.  "Bana bakın, bana bakın ne kadar da güzelim" diyen, ve güzelleşmek için bir takım işlemlerden geçmiş görüntülere bakmak keyif vermiyor.  Üstelik bu görüntülerin bir çoğu (çok büyük bir çoğunluğu) reklam yaratıcılığının fazla ötesine geçmeyen, üzerinde fazla düşünmeye gerek olmayan, hızlı tüketilen görüntüler.  Bir an dikkat çekip beğenilip sonra tekrar açıp bakmaya bile tenezzül edilmeyecek görüntüler.  Ya da Başucu posteri olmaktan fazlası olamayacak görüntüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modern sanat müzeleri ve bienaller gibi sanatın iyice ticarileştiği ortamlarda da Internet gibi paylaşımın çok kolay olduğu ve hiyerarşinin neredeyse hiç olmadığı hiper-demokratik bir ortamda da sergilenen fotoğraflar sadece ilgi çekmek için vitrinlerde sergilenen mankenlerden farksız geliyor bana.  Üzerinde taşıdıkları etiketleri satmak için sergilenen ürünler.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-6985258233484676271?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/6985258233484676271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=6985258233484676271' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/6985258233484676271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/6985258233484676271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2008/12/i-hate-photography-as-much-as-i-love-it.html' title='I Hate Photography As Much As I Love It'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5936474800743135855.post-3944883615898903603</id><published>2008-12-05T05:53:00.000-08:00</published><updated>2008-12-05T05:54:43.995-08:00</updated><title type='text'>Taşıdım</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(102, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;a href="http://semigodsix.blogspot.com"&gt;blog&lt;/a&gt;'umu artık buraya taşıdım&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5936474800743135855-3944883615898903603?l=semigodz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://semigodz.blogspot.com/feeds/3944883615898903603/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5936474800743135855&amp;postID=3944883615898903603' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/3944883615898903603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5936474800743135855/posts/default/3944883615898903603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://semigodz.blogspot.com/2008/12/tadm.html' title='Taşıdım'/><author><name>ahdiker</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15952103134454084939</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://4.bp.blogspot.com/-s8WXMOcZLNI/ThRLghGPxuI/AAAAAAAAAio/gmmdYCj9w4E/s220/Screen%2Bshot%2B2011-07-06%2Bat%2B2.47.46%2BPM.png'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
